BURSA
Giriş Tarihi : 08-02-2020 09:20   Güncelleme : 08-02-2020 09:20

Ney bizdendir bizden olana sahip çıkalım

Sazlıklardan gönüllere uzanan bir sırdır ney… Bu sırra vakıf olan bizdendir… Neyzen Osman Kenarda, Irgandı’daki küçük dükkanında hem üflüyor hem öğretiyor hem de yeni neyler üretiyor ve diyor ki; “Bırakalım Batı’nın dayatmalarını, bizden olana sahip çıkalım.”

Ney bizdendir bizden olana sahip çıkalım
Özlem ATAÇ 
Bursa’da yaşayan Osman Kenarda, Irgandı Köprüsü’ndeki Dar'ûl Elhan Ney Atölyesi’nde hem üretiyor hem üflüyor hem de öğretiyor. Müzik sevgisini 7 yaşında kendisinin fark ettiğini söyleyen Kenarda, 7 yaşından sonra değişen hayatını gazetemize anlattı. Aile boyu müzikle ilgilendiklerini belirten Kenarda, “Ortaokul döneminde bağlama ile tanıştım. Bizler Batı çalgıları ile müzikle tanıştık. Bugünden sonra inşallah değişir diyorum çünkü bizim kendi Türk müziğimiz var. Maalesef okullar Batı eğitimli olduğu için Mozart ve Beethoven eserleri ile büyüdük. Ortaokul yıllarında matematik öğretmenimden bağlama çalmayı öğrendim” dedi. 
 
İLK ADIM MANDOLİNLE 
1961 yılında Bursa’da doğan Kenarda, “7 yaşında kendimdeki müzik sevgisini hissettim. Bir enstrüman gördüğümde saatlerce ona bakar izlerdim. Babamın vermiş olduğu harçlıkları biriktirerek bir tane mandolin aldım. Müziğe mandolin çalarak başladım. Ayrıca bu dönemde bağlama ile de tanıştım. Müziğe yeteneğim olduğunu keşfedince bu işle uğraşan birçok insanla tanışarak, onlardan profesyonel destek aldım. Askerliğimi Armoni Mızıkası Komutanlığı (Ankara) gibi çok kıymetli bir bölükte yaptım. Kemal Sunal, Vahdet Vural birçok sanatçı ve saz ustası benim asker arkadaşımdı. O birlik 36 sene sonra bile aynı görevi ifa ediyor. Şu anda bile sanat camiasından askere giden arkadaşlarımız varsa muhakkak o birlikte ya da o birliğe benzer birliklerde askerlik yapıyor. Askerden döndükten sonra bir müddet müziğe ara verdim, profesyonel anlamda çalışmadım. Bursa’da Gezekler var. Bunların 1-2 tanesinde amatörce Türk sanat müziğinde de kullanılıyordu. Bu tür enstrümanları dinlerken çok keyif alıyordum. Ve diğer sazlara ek olarak ney üflemek istedim. 1993 yılında Türk sanat müziğini daha iyi tanımak için Bursa’daki belediye konservatuarına gittim. Çok başarılı bir eğitim oldu benim için. Okuldayken birçok beste yaptım” şeklinde konuştu. 
 
MUSİKİYE EBRU EŞLİĞİ
“31 yaşında neyle tanıştım” diyen Kenarda, “Neyle tanışmadan önce piyano, bağlama, ud ve ritim sazları çalıyordum. Türk sanat müziğini daha yakından tanıma fırsatı bulunca akabinde Neyzen Ahmet Aktuğ ile tanıştım. Hocam vefat edene kadar 17 sene boyunca onunla çalıştık. Öte yandan Ahmet hocamdan aynı zamanda ders alan ebru ustası Ahmet Yıldız vardı. Hikmet Barutçugil ve Fuat Başar’ın tavrı ile ilgili Ömer Yıldız bana dersler verdi. 13 tane ebru sergisi açtım. Musiki ile birlikte ebru sanatı icra ettim. Ebru konusunda Kültür Bakanlığı hocalığı yaptım. Konservatuardan sonra tasavvuf topluluklarında ney üflemeye devam ettim. Sonra tambur sazı ile tanışmak istedim. 20 yıldan bu yana da tambur çalıyorum. 2002 yılında Niyazi hocamla birlikte bir sempozyuma gittik. Onun neyle ilgili olarak şöyle bir duyurusu oldu: Ney üflemesini bilen bir neyzenin muhakkak neyini kendisinin açmasını söyledi. Ney yapımıyla ilgili olarak Niyazi hocamdan ders aldım ve kısa süre içerisinde profesyonel olarak kendi arkadaşlarıma da ney yapmaya başladım. Ayrıca ortanca oğlum Yavuz Kenarda ney yapıyor” ifadelerini kullandı. 
 
BU SIRRA VAKIF OLALIM
 
Türkiye’de ney yapan 10 kişiden biri olduğunu belirten Osman Kenarda, “Bizim dışımızda çok yapan var ama iddia ediyorum hepsi de yanlış yapıyor. Binlerce ney sattım bir tane şikayet almadım. Ney için gerekli olan kamışı Suriye sınırından Hatay Samandağı bölgesinden topluyoruz. Kamışların ney yapımına uygun ölçülerde olmasına dikkat ediyoruz. Kamışlar toplandıktan sonra ney yapımı uzun zaman alıyor. Topladığım kamışların 4 yıl kendi kendine kurumasını bekliyorum. Üzerindeki yaprakları temizliyorum, eğrilikleri ısı yardımı ile düzeltiyorum. İçini açıp, üzerinde delikler açıp, perdeleri hesaplıyor ve akort kısmına geçiyoruz. Ağız kısmına başpare kısmı ve kamışın çatlamaması için üst ve alt kısma parazvare denilen yüzükler takıyorum. Erken kesilen kamıştan ney olmaz. Ocağın soğuğunu yemeyen kamış adam olmaz. Bunları hep büyük ustalarımızdan öğrendik” dedi.  
 
GİTAR YERİNE TAMBUR
Şu an Türkiye’de geleneksel Türk müziğine özendirme çalışmaları yapıldığını belirten Kenarda, şöyle devam etti: “Kendim de müziğe küçükken Batı müziğiyle başladım. Maalesef okullar Batı eğitimli olduğu için Mozart ve Beethoven eserleri ile büyüdüm. Türkiye’de yaşıyoruz, Türküz, Müslümanız ve kendimize ait bir müziğimiz varken biz Batı’ya özendiriliyoruz. Flütten, melodikadan haberimiz varken kendi kültürümüze ait olan ney üflemenin sırrından haberimiz yok. Mesela flüt yerine ney kullanmak, mandolin yerine bağlama gibi… Doğrusu zaten bu… Bizim Mozart ve Beethoven’la ne işimiz var. Hakikat bu… Müslüman ülkesinde salyangoz satılır mı, kurbağa satılır mı? Çok geç de olsa bunun farkına varıldı. Şimdi bizim çocuklarımızda birer tane gitar var, neden tambur yok” diye yakındı. 
 
BİR SES İÇİN 5 YIL
Irgandı Köprüsü içerisindeki atölyesinde ney dersi de verdiğini belirten Kenarda, şunları kaydetti: “3-5 öğrencim var. Derslerimi bire bir veriyorum. Bu sayının değiştiği de oluyor. Geleneksel sanatlar çok sabır isteyen bir iş. Yani neyin yanması vardır. O sesi çıkarmak için 5 yıl gerekir. Mesela biz Niyazi hocamıza çıkardığı sesi kaç yılda çıkardığını sorduğumuzda bize, ‘günde 18 saat artı 20 sene demişti. Benim günde 13 saat ney üflediğim oluyordu. Ben öğrencilerimi seçerken seçici davranıyorum. Öğrenciler bir yıl sonunda kaç peşrev geçerim diye soruyorlar bana. Türk müziğinde 580 civarında makam var. Her yıl bir makam öğrensen ki öğrenemezsin, 580 sene yani bir ömür lazım. Ben de onlara bu cevabı veriyorum.”