Advert

Mengüşoğlu İslam’da benlik bilincini anlattı

Bursa Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür A.Ş. bünyesinde faaliyetlerini sürdüren İbrahim Paşa Kültür Merkezi’ndeki “Hikmet Evi” programıyla okurları ile buluşan Şair-Yazar Metin Önal Mengüşoğlu, İslam’da benlik bilincini anlattı.

Mengüşoğlu İslam’da benlik bilincini anlattı

 

Dogmatik din algısına yönelik önemli tespitler yapan usta kalem, konuşmasına 15 Temmuz darbesinin toplum üzerinde yarattığı travmayı hatırlatarak başladı. 27 Mayıs 1960 askeri darbesi başta olmak üzere, Cumhuriyet dönemindeki tüm askeri darbelere bizzat şahit olduğunu ifade eden Mengüşoğlu, askeri kalkışmaların hiç birinde tepki ve itiraz görmediğini, 15 Temmuz akşamı ise milletin iman gücüyle adeta bir destan yazdığını söyledi. Devrimlerin belirli bir silsile içinde milletten otoriteye, darbelerin ise otoriteden millete yapıldığının altını çizen Mengüşoğlu, henüz tehlikenin geçmediği uyarısında bulundu. Mengüşoğlu, “Girişimin püskürtülmesi tehlikenin geçtiği, her şeyin çözüldüğü anlamına gelmemeli. Bu atılan ilk adımdır ve kervan yola çıkmıştır. Bu düşünceden hareketle, ülkeye ve millete sahip çıkmak adına son derece uyanık ve tedbirli olmak durumundayız” dedi.
Programda ağırlıklı olarak İslam’da doğru bilinen yanlışlar üzerinden “Benlik Bilinci”ni anlatan Mengüşoğlu, itaat ve teslimiyet kültürlerindeki sosyo politik sorunlara dikkat çekti. İlahi kelamın öğretisinde imanın öncelendiğini ifade eden Mengüşoğlu, ben idraki çerçevesinde “Nefs” kavramının geleneksel inanç ve kabuller nedeniyle Müslüman dünyanın büyük çoğunluğunda yanlış algılandığına dikkat çekti. Mengüşoğlu, “İslam tarihinde “Nefs” kavramı dehşet bir şekilde yanlış anlaşılmış, bu durum da korkunç bir kültürel cinayete yol açmıştır. Geleneksel kültür, Nefs’i kötülüğün odağına koyar ve insanın içindeki kötülüğün kaynağı olarak görür. Bu son derece yanlıştır. Bu yanlıştan dönmek için evvela İlahi kelama bakmak gerekir. Kur’an da “Nefs” kavramı Allah için de kullanılır ki bu ayetlerle sabittir. Nefs, kötülüğün kaynağı olsa Allah kendisine yakıştırır mı?” diye konuştu. Araf 172. Ayet-i kerimeye de dikkat çeken Mengüşoğlu, “Allah, Âdemoğullarının sulbünden zürriyetlerini çıkardı. Kendini kendine tanık kıldı. Ben sizin Rabbiniz değil miyim” dedi. Ayet böyle söylüyor ancak, bunu geleneksel kültür, Kâlû Belâ istiaresi uydurarak, sanki Allah ruhları toplamış da onlara konuşmuş şeklinde çok yanlış anlamıştır. Kuran’ın öğretisi, insanda nefsin dışında bir de insanın ruhu varmış gibi bir aldanışa kurban edilmeye çalışılmıştır. Kur’an-ı Kerim de insan ruhu diye bir şey yoktur. Bu düalist bir yaklaşımdır ve son derece yanlıştır” dedi. Düalist mantığın Hıristiyanlarda, Musevilerde, Uzakdoğu ve Hint kültüründe yaygın olduğunun altını çizen Mengüşoğlu, “İslam inancına göre Allah, insanı fıtratı üzerinden günahsız ve tertemiz yaratmıştır ancak Hıristiyan inancında kul, günahkârdır ve haftada bir kez kiliseye giderek günahlarından arınır. İslam inancında insan tertemiz yaratıldığına göre, nefsi kötülüğün odağına koymak başka kültürlerden etkilenmenin bir sonucudur” diye konuştu. İnsanın nefsinin Allah’tan geldiğini, iyilik ve kötülüğe temayül kabiliyeti olduğunu ifade eden Mengüşoğlu, insanın içindeki arzuların tek başına kaynağının da nefs olmadığının altını çizdi. Nefs’in doğru anlaşılabilmesi, Türkçe karşılığının verilerek okunmasıyla mümkündür, böylece ancak tüm yanlışlar kökten çözülebilir diyen Mengüşoğlu, İlahi kelam’da nefs kelimesinin geçtiği yerler, Türkçede “kendi” kelimesi ile telaffuz edildiğinde kavram sorununun da ortadan kalkacağını ifade etti. Kavramı Kur’an-ı Kerim’den alıp, tarifi kültürden yapanların bu büyük yanılgıya düştüğünü ifade eden Mengüşoğlu, bu anlayışın nefsini bütünüyle şeyhine teslim etmeyi önceleyen öğretilere yol açtığını ve insanı Allah ile kendi arasında şefaatçi tayin eden bir robotlaşmaya sürüklediğine dikkat çekti. Mengüşoğlu “ Allah’tan başka kimsenin önünde eğilmeyen ve rızık dilemeyen, hiçbir aracı ve kurtarıcıya ihtiyaç duymayan bir benlik bilincine sahip olan insan gerçek mümindir”dedi.

DAEŞ, Boko Haram, El Kaide, FETÖ gibi dini referans gösteren terör örgütlerine yönelik olarak önemli bir saptamada bulunan Mengüşoğlu, “Her biri altından kalkılamayacak iddia sahibi olmalarına rağmen ciddi bir entelektüel birikimleri yoktur. Namaz kılıyor, ibadet ediyor görüntüsünde olabilirler ancak İslam’ın dışladığı hal ve tavırlar içindedirler. Son dönemde yaşanan olayda da görüldüğü gibi onlar bir büyükelçiyi ancak sırtından vurur ve bununla övünür. Bunun ne bir benlik bilinciyle ne de imanla ilgisi vardır.” diye konuştu. Herkesin bir kimliği olmasının kişiliğinin oturduğu anlamına gelmeyeceğini söyleyen Mengüşoğlu, kimliğini bir kişiye, bir partiye ya da kolektif bir yapıya teslim edenlerin kişiliklerini kaybettiklerinin de farkına varamadıklarını belirtti. “Bu anlayış robotlaşmayı da beraberinde getirir. Ocu, bucu olmak, kişilikten sıyrılıp rozet arkasına saklanmaktır. Mesela bazı kimseler “Ben ekmek partiliyim” der. Son derece yanlıştır. O vakit soruyorum “Sana kim kemik atarsa onu mu savunacaksın?” İnsan doğruyu yanlıştan ayırmak zorundadır. Elimine etmeli, tasnif etmelidir. Körü körüne bağlanmak, benimsemek yanlıştır. Rozet insanı değil, rozetin kendisi olmak gerekir” diyen Mengüşoğlu, Pakistanlı İslam Âlimi- Şair Muhammed İkbal’in “İnsan, Allah’ın sevk ve idare iradesinden pay sahibidir” sözüne dikkat çekti. İnsanı, kendi içinde de Allah’ın ayetlerinin bulunduğu bir varlık olarak kabul etmek gerektiğini ifade eden Mengüşoğlu, “Günümüz insanı kimlikten ibaret. O kimliği de yakasında taşıyor. İnsanlar yakalarına taktıkları rozetin arkasına sığınıp, kişiliklerini kaybediyorlar. Bizzat kişiliğiniz rozetleşmedikçe o kimlikten ne fayda? “ şeklinde konuştu. Benliğini ve kişiliğini geliştiremeyen Müslüman’ın geleneğinin kargocusu olmaktan öteye gidemeyeceğini ifade eden Mengüşoğlu, Allah’ın yarattığı insanın kendi davranışlarının yaratıcısı olarak görülmesi gerektiğini, insanın kendini hesaba çekme melekesi ile yaratıldığını sözlerine ekledi.

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500