GÜNDEM
Giriş Tarihi : 28-08-2020 23:05   Güncelleme : 28-08-2020 23:05

KUTSAL İSYANDAN ÇILGIN TÜRKLER'E

Türk Kurtuluş savaşı  tüm dünyada görülen tek demokratik kurtuluş savaşıdır; bir örneği yoktur. Buna rağmen Dünyanın ilk ve tek demokratik kurtuluş savaşını veren adama diktatör deme gafletinde bulunuyorlar.  Bir ulusun tarihini yazan '30 Ağustos' kimine göre “Kutsal isyan” kimi ne göre de “Çılgın Türkler”lerin dirilişidir.

KUTSAL İSYANDAN ÇILGIN TÜRKLER'E

Büşra EKİM

Daha önce bu satırlarda, eğitimci - aile danışmanı - tarih araştırmacısı, değerli büyüğüm Hakkı Güleç ile pek çok konuya değindik.

Ülkemizin siyasi tarihinden, bugünün kaoslarına... Meslek robotu olmak ile çok yönlülüğe, duygusal zekanın öneminden Çanakkale Zaferi ve 19 Mayıs'ı pek çok açıdan dinledik kendisinden. Şimdi ise Büyük Zafer 30 Ağustos'u anlama günü!

B.E: Hocam öncelikle, sizinle bu satırlarda tekrar buluşmak çok güzel. Şimdiye kadar Çanakkale Zaferi ve 19 Mayıs ruhunu anlattınız bizlere. Şimdi ise Büyük Zafer'i hatırlama ve anlama zamanı. 30 Ağustos öncesinde dünya ve biz ne durumdaydık?

HG: Evet sizin gibi mesleğini seven, okuyucusuna her konuda bir şeyler aktarmak isteyen, hani derler ya “amatör bir ruhla alabildiğine profesyonel davranabilen” araştırmacı bir gazeteci ile yapmış olduğum röportajlar sayesinde ben de çok şeyler öğrenmekteyim! Ayrıca  agazete sayesinde, Bursa okuyucusuyla buluşmanın ayrı bir heyecanını yaşıyorum. Bu anlamda hem size hem da gazetemize teşekkür ederim.

     Konuyu biraz gerilerden alırsak Osmanlı devleti için sonun başlangıcı olan 1683 tarihi, 2. Viyana kuşatması başarısızlıkla sonuçlanmış ve Osmanlı bu tarihten sonra kendi gündemini artık belirleyemez olmuş ve  Avrupa Osmanlı'yı “hasta adam” olarak nitelendirilmeye başlamıştır. Ve bu tarihten sonra sırasıyla Avrupa, Balkanlar, Trakya ve Afrika artık kaybedilmiş topraklardır. 

     1.Dünya savaşında Osmanlı'ya karşı İngiliz, Fransız ve İtalyanlarla birlikte hareket eden Çarlık Rusyası yıkılarak 1917 devrimi ile yeni kurulan SSCB hükümeti ile Mustafa Kemal dostluk ilişkileri kurmuş olup, 30 Ağustos Büyük Taarruza giden yolda silah, cephane, para desteği sağlayan ülkeler arasındadır.

    Mili Mücadele yıllarında ve öncesinde komuta katında destek sağlayan Rus Generallerini  bugün Taksim Anıtı’nda görebiliyoruz. Bu anıtta Mustafa Kemal’in solunda kızıl ordunun kurucusu Frunze, onun arka solunda da Voroşilov yer alırlar.

       B.E: 30 Ağustos 1922 günü neler oldu? Ve bugünün Türkiye’sinde 30 Ağustostan  ne gibi dersler alınabilir? Son dönemlerde "kuruluş ayarlarına dönmekten" çok bahsedilir oldu nedir o "kuruluş ayarlarına dönmek"?  

H.G: 1920'ye gelindiğinde o üç kıtaya yayılmış koca Osmanlı imparatorluğu Orta Anadolu coğrafyası içine sıkışmış durumdadır. Dolayısı ile bugün çarpıtma karalama amaçlı “Mustafa Kemal ve arkadaşları bize Anadolu’ya sıkışmış çok küçük bir toprak bıraktılar; çok da başarılı sayılmazlar vb” eleştiriler vardır. Bu eleştiriler milli mücadelemizi karalama amaçlıdır. İşin en büyük çelişkisi de hem teslimiyetin belgesi Mondros’u ve  Sevr’i imzalayanları  göklere çıkartacaksın ve   bugünün coğrafyasının sınırlarını kanıyla çizenlere laf atacaksın! O en kritik Sakarya Savaşı'nda ordudan kaçanlarla ve İngilizlerle aynı safta yer alacaksın! 

   10 Ağustos 1920 tarihinde Osmanlının Sevr'i imzalaması ile Türk milletine bırakılan Anadolu’nun içinde birkaç ildir.

    Trakya İşgal edilmiştir, İstanbul işgal edilmiştir. Anadolu’nun tüm bölgeleri işgal edilmiştir. Eskişehir işgal edilmeye başlanmış ve Ankara’da Türk milleti ve onun düzenli orduları büyük bir direniş göstermeye başlamıştır.

  2. Viyana bozgunu 1683 ten beri sürekli toprak kaybederken, 229 yıl sonra 30 Ağustos 1922 tarihi itibari ile ilk defa karşı saldırıya geçerek hedeflediğimiz toprakları geri alacağız.

    30 Ağustos 1922 Türk vatanının kurtulduğu yeniden bizim olduğu tarihtir. 

    30 Ağustos 1922, sadece Türk ulusunun değil tüm mazlum milletlerin kurtuluş günüdür. “Mazlum milletler” ifadesi Mustafa Kemal’e aittir.

B. E: Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Mazlum Milletler” olarak hangi milletleri kast etmiştir ve 30 Ağustos 1922 Kurtuluş günümüzün mazlum milletler ve dünya genelinde ne gibi bir etkisi olmuştur?

    H.G: Mazlum milletler tabiri ile Mustafa Kemal Hindistan’da İngilizlerin esaretinde yaşayan Hinduları, Müslümanları ve tüm Hint halkını kasteder.

Irak’ta, Suriye’de Mısır’da, Afganistan da ve Kuzey Afrika’da İngilizlerin, Fransızların esaretinde yaşayan çoğunlukla Müslüman nüfusa sahip ülkeleri kast eder.

     Dolayısı ile 30 Ağustos 1922 Türk kurtuluş savaşı, dünya üzerindeki tüm mazlum uluslar için bir işaret fişeğidir, yol göstericidir ve onları cesaretlendirerek hareketlendirendir.

      Nitekim 30 Ağustos sonrasında Hint lider Gandhi, Türk milli mücadelesinden esinlenerek yanındaki Nehru ile birlikte Hindistan özgürlüğü bağımsızlığı için bir direniş mücadelesine giriyor. Gandhi der ki “biz Hindistan’ın bağımsız olacağını özgür olabileceğini düşünmüyorduk! Ne zamana kadar?

    Ta ki Mustafa Kemal’in  Büyük Zafer'i kazanmasına kadar.   

      Yani İngiliz destekli Yunan ordusunun denize dökülmesine ve Osmanlının imzaladığı Sevr’i yırtmasına kadar, ben Hindistan’ın özgür olacağını bağımsız olacağını düşünmüyordum. Bizim mücadelemiz Hindistan’ın bağımsız olacağı mücadelesi değildi. Biz Otonomi istiyorduk biz bağımsızlık değil, en fazla özerk olabileceğimizi düşünüyorduk, biz bazı haklar elde edebileceğimizi düşünüyorduk ama Mustafa Kemal bizim ideallerimizi yükseltti” diyor Hint lider.

     Ve bu başarılar kazanıldıkça Nehru,”Biz büyük taarruz zaferini hapishanede kutladık. Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesini veren arkadaşlarımla birlikte hapishanedeydik ve zafer haberini alır almaz  hapishaneyi süsledik.” der.

Hindistan Türk Kurtuluş savaşına oldukça fazla destek vermiş bir büyük ülkedir; Aksekili hemşerim Kuvayı Milliyeci Rasih Kaplan, Hindistan’da toplanan yardımların yurda getiren heyete başkanlık eder.

KÜRESEL BİR ZAFERDİR

    B E: Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının sevk ve idare ettiği Büyük Taarruzun küresel etkilerinin tam anlaşılması için neler söyleyebiliriz?

    H.G: İnsanlık tarihinde dünyanın en haklı, en namuslu ve en demokratik savaşı olan Kurtuluş Savaşımız dünya sömürgelik imparatorluklarının yıkılmasına sebep olmuş, dünyanın tüm ölçeklerini değiştirmiş küresel etkisi olan bir savaştır.  Bizi örnek alan mazlum ülkelerin her birinin ibret alınacak öyküleri vardır.

     Örneğin Türk Kurtuluş savaşını örnek alarak İngilizlere karşı isyan bayrağını açan Afganistan’a yardım için milli mücadele yıllarımız devam ederken, Mustafa Kemal onca yokluk yoksulluk içindeyken bile Afganistan’ın kurtuluşu ve aydınlanması amacıyla Türk subay ve öğretmenleri gönderir.

       Zafer sonrası tüm dünya ülkelerinden gelen kutlama mesajlarında “Büyük Taarruz” ifadesi kullanılırken, bizim ülkemizde bir kısım çevrelerin zaferi küçümsemesi, karalamasının altında yatan esas neden, TC kurulması ile aydınlanma devrimlerine giden yolun açılması, saltanatın ve halifeliğin kaldırılmasıdır.

    Bugün İslam’ı ters yüz eden işbirlikçi siyasal İslamcıların, mezhepçilerin ve etnikçi vekalet savaşı veren ayrılıkçı terörist unsurların hedefinde dün olduğu gibi bugün yine TC vardır, Lozan vardır ve aydınlanma devrimleri vardır. Onlar neden mühendislerimizi, öğretmenlerimizi katlettiler iş makinalarımızı şantiyelerimizi tahrip ettiler. Neden fen liselerini Anadolu liselerini değil de  birbirlerini şirke girmekle suçlayan çoğu kripto cemaat tarikat güdümündeki okulları desteklediler?

     Hanedanının çıkarı için Mondros ve Sevr’i imzalamış son Osmanlı hükümeti ve İngiliz sevenler derneğinin en sadık üyelerinin devamı niteliğinde olan unsurları, bugün İngiltere’nin yerini alan ABD desteği ile, TC yi devrimlerini küçümsemeye karalamaya devam etmektedirler. Onlar 30 Ağustos Zafer Bayramını  “Bizim Bayramımız değil ki” diyerek itirafta bulunurlarken, sanki matem günleri gibi görürler!

 

 

 

 

      Türk Kurtuluş savaşı  tüm dünyada görülen tek demokratik kurtuluş savaşıdır; bir örneği yoktur. Dünyanın ilk ve tek demokratik kurtuluş savaşını veren adama diktatör deme gafletinde bulunanlar iyi niyetli değildirler.

 B E: 3O Ağustos Zaferine giden mücadele için “en demokratik kurtuluş savaşıdır” İfadesini biraz daha açarsak ne söyleyebiliriz.

    H G: Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919 da Anadolu’ya çıkar çıkmaz ihtilalci subay arkadaşları ile birlikte yayınladığı o dönem için gizli Amasya genelgesinde “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” ifadesini kullanıyor. Mustafa Kemal, Nutuk'ta neden böyle bir mücadele yaptığını açıklarken derki “milli egemenliği gerçekleştirmek, vatanın bağımsızlığını sağlamak için biz kurtuluş savaşını verdik” der. Yani bir taraftan cumhuriyete giden yolu açmak diğer taraftan bağımsız bir ülke kurmak için Anadolu’ya geçtik ve kurtuluş savaşını başlattığımızın altını çizer.

Kurtuluş savaşına giden yolun ilk adımında dahi saltanattan, halifelikten bahsetmez! Milli iradeden bahseder.

      Sonrasında Erzurum ve Sivas Kongreleri ardından, milli mücadele sürecini yönetecek, Başkomutan atayacak TBMM kuruluyor.

      Normalde bir mücadeleye girerken önce ordu kurulması gerekirken Mustafa Kemal, önce meclisi kuruyor.

       Ortada kurulmuş bir ülke yok ancak yine de yurdun dört bir tarafından seçilerek gelen farklı dünya görüşlerinden kişilerin sürece katılımı sağlanıyor ve o meclisin aldığı tüm kararlarla kurulan ordu ve yönetilen mücadeleden bahsedebiliriz.

       Önce meclis kuruluyor, sonra ordu kuruluyor ve 23 Nisan'da kurulan TBMM'de 24 Nisan'da aldığı ilk kararı Mustafa Kemal yazdırır.

          O karar “Hakimiyet Bila Kaydı Şart Milletindir” (Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir) olur.

  Yani Meclisin üzerinde ne padişah, ne de halifenin bir söz hakkı yoktur. Aslında Mustafa Kemalin yazdırdığı TBMM kuruluş felsefesi tam olarak Cumhuriyeti tarif eder.

    Ve 3 Yıl sonra özellikle Mondros teslimiyet belgesinin imzalandığı tarih 29 Ekim 1918’e denk getirilen 29 Ekim 1923 cumhuriyet ilanından bir gün önce yabancı bir gazetecinin “rejimin adı ne olacak?” diye sormasına karşılık Mustafa Kemal ise “aslında biz Cumhuriyeti üç yıl önce TBMM yi kurduğumuz zaman kurduk şimdi ise adını koyacağız” der. 

     Yani aslında memleketin dört bir yanında varoluş kavgası verirken, diğer taraftan cumhuriyet kurulmuştur!

      Savaşın sevk idaresi tüm milletin seçtiği temsilcilerin aldığı kararlarla yürürlüğe girerken, Anadolu insanı özünde Demokrasi ile Cumhuriyet ile tanışmış verilen savaşın her aşamasında karar sahibi olmuş, can vermiş, kan dökmüş, ordu-millet ve milleti temsil eden hem yasama ve hem de yürütme organı meclis bir bütün olmuştur.

     Bu anlamda kurtuluş savaşımız dünyanın en demokratik, en haklı, en onurlu ve en namuslu savaşıdır.

Birde şu var ki, milli egemenlik, milli irade ve demokrasi kavramları laik rejime ait kavramlardır. 

         “Egemenlik milletindir” demek “ben demokrasiyi savunuyorum” demek ve “ben laik bir insanım” demektir demokrasiyi savunmak laikliği savunmaktır.

      En yakın tarihte Örneğin 15 Temmuz da 2016 hain kalkışma sonrası yapılan gösterilerde tüm üst geçitlere “Egemenlik Milletindir” diye yazıldı. Demokrasiye vurgu yapıldı. O vurguyu yapanların bir kısmının laik sözcüğünü ağızlarına dahi almazlarken diğer taraftan milli egemenlik demokrasi milli irade laflarını bolca kullanmaları çelişkili bir durumdur.

     Halifelik ve saltanat rejimlerinde ne milli egemenlik, ne demokrasi, ne de laiklik olur.

B.E: Tarih bilgisinde acıdır ki zayıf bir milletiz. Destansı zaferleri başlıklarıyla geçiveririz. En temelden öğrenmek isteyen biri Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Zaferi hakkında neleri bilmeli?

H.G: Tüm devletler kendi vatandaşlarının kendi tarihlerinin farkında olmalarını önemser. Bu anlamda 30 Ağustos Zafer Bayramımızın tam ve doğru anlaşılması önemlidir.

    Atatürk’ün hayatındaki en zor gün 26 Ağustos 1922'dir. Çünkü bu tarih Türklerin Anadolu’daki son bağımsızlık günü olabilirdi. Atatürk de bunun bilincindeydi. Devlet tam 11 yıldır savaştadır. Milletin kaynakları tükenmek üzeredir. Tek atımlık barutu kalmıştır. Ve bir süvari tümeninin süvari kolordu komutanına yazdığı rapor ve günlerdir dağ taş demeden cepheden cepheye koşan Mehmetçiklerin yarısının çarığı parçalanmış yalın ayaklıdır. Atatürk 1921 de Sakarya savaşını kazandı ancak ordunun neredeyse %40 firar etti!

    En nitelikli subayların en önemli kısmı bu savaşta şehit oldu. Sakarya savaşında yenilen Yunan ordusu Ankara önlerinden çekilip Afyon Eskişehir hattında İngilizlerinde büyük desteği ile oldukça güçlü bir savunma hattı kurmuştu.

      İngilizler bu savunma hattı için “Türkler bu savunma hattını 6 ayda geçebilirlerse 6 günde geçmiş gibi sevinç yaşayabilirler” Savunma hattı çok güçlüydü. Bu Durumun farkında olan Türk komutanların bir kısmı “biz bu şartlar altında Anadolu’yu kurtaralım yeter” düşüncesindeyken Başkomutan Mustafa Kemal çoktan hesaplarını yapmıştı bile.

       Uzun sürecek bir savaşa Türk ordusunun cephane erzak insan para gücü yetmez ve Batı Anadolu Yunan toprağı olurdu.

     Bu nedenle düşmanı tek vuruşla imha etmek ve Anadolu’dan atmak gerekiyordu. Atatürk bu nedenle oldukça riskli bir plan oluşturdu. Ya büyük bir bozgun ya da büyük bir zafer olacaktı.

    Diğer taraftan Meclis savaşmak için Atatürk e baskı yapıyor fakat o Akşehir’de karargahta 27 Temmuzda futbol maçı düzenliyor, Ağustos ortalarında çay partisi veriyordu. Futbol partisi ve gazete ilanları ile duyurulan çay partisi işin hilesiydi.  

        O anlarda M. Kemal hep savaşın son hazırlıkları ile ilgiliydi. Ve tüm bu olaylar alabildiğine gizli olduğundan ve hiçbir anlam verilemediğinden Mecliste Atatürk öyle eleştiriliyordu ki, bu eleştirileri duyan Yunan komutanlar öyle bir keyif alıyorlardı ki ve rahat bir şekilde olan bitenleri izliyorlardı.

     Atatürk’ünde istediği buydu. O muhaliflerini de hilenin bir parçası haline getirmişti. Savaştan birkaç gün önce çay partisi verildiği esnada hızlıca Konya ya geçti. Telgraf ve Posta teşkilatı basıldı. Kontrol altına alındı. Geldiğini duyurmak mümkün değildi. Oradan cepheye geçti. Savaş planı masaya kondu. Paşalardan itiraz edenler “bu tam bir deliliktir” diyenler oldu.

      26 Ağustos günü saat 5:30 da Türk topları sessizliği bıçak gibi yırttı. Cephane kısıtlıydı topların mevzii yok edene kadar bitmemesi gerekiyordu. Aksi halde taarruz yapılamazdı Üstelik ordu dağlık arazide çok ters bir yerde kalacaktı. Toplar birbiri ardına ateşlenirken Mustafa Kemalin stresi arttıkça artıyordu.

   İsmet paşanın bombardımanı bir sanat tablosu gibiydi. Yunan mevzileri tam isabet vuruluyordu. Yunan karargahı bu baskını gerçek taarruzu gölgelemek isteyen bir kandırmaca olarak algılamıştı.

      Asıl hamle doğudan bekleniyordu. Oysa ordu Güneydeydi. Hile zannedilmesi sağlanmış plan adım adım işliyordu. İsmet paşanın topları kısa sürede Yunan mevzilerini parçaladı.

   Sıra Türk Süvarileri ve askerindeydi. Tepeler birer birer sarılıp ele geçirilmeye başlandı. Bu sırada Yunan karargahı İzmir’de bulunan yunan başkomutana erişemiyordu. Çünkü telgraf hatları kesilmişti. Gelen haberler nedeniyle karargahın kafası karışıktı. Güneyden yapılan taarruz gerçek bir taarruz muydu, yoksa şaşırtma mıydı?  Karar verilemiyordu.

     Komutan  Trikubis her ihtimale karşı birlik kaydırmaya başladığı sırada Yunan başkomutandan Telgraf geldi. Başkomutan Hagi Anesti baskının bir şaşırtmaca olduğunu düşünüyordu ve bu nedenle birlik kaydırma hamlesi durduruldu. Bu sırada Türk ordusu bölgeyi iyice ele geçirmeye başladı. Yunan başkomutan İzmir’deydi ama Türk Başkomutan bizzat cephedeydi. Ertesi gün hava ağarırken 2.bir taarruz gerçekleşti. Türk ordusu Afyona girdi Mustafa Kemal karargahını Afyona aldırdı. Savaşın içinde olmak istiyordu. Taarruzun “adı kurt kapanıydı”.

       29 Ağustosta Türk orduları Yunan ordusunu Dumlupınar’da çevreledi. Düşman Kurt kapanına girmişti. Türk askeri süngü hücumuna kalktığı anda Atatürk adeta sinir boşalması yaşadı. Ateş hattına gitti siperlerin üzerine çıktı. Hadi Anesti! Gel de ordularını kurtar…” diye haykırdı!

    Başkomutan Mustafa Kemal bu sözleri, Bursa'ya ilk giren ve Osman Gazi'nin Tophane'deki türbesine gidip sandukasını tekmeleyerek “Kalk Osman, kalk da vatanını kurtar” diyerek hakaret eden  Yunan Komutana bir cevabıdır.

      30 Ağustosta Yunan ordusu İmha edildi ve kaçmaya başladı. Fakat ordunun geri çekilip yeniden mevzilenmemesi gerekiyordu. Bu nedenle Atatürk o tarihi emrini verdi;

 "Ordular! İlk hedefiniz Akdenizdir! İleri!"

     30 Ağustos'ta kovalamaca başladı. İzmir'e 400 km vardı. Asker yorgundu ama emir kesindi. Önce Uşak'a girildi ve Yunan ordu komutanı Trikubis 2 Eylü'lde esir alındı. Mustafa Kemal orduyu takip ediyordu. Türk ordusu 400 km lik hattı 9 günde geçerek harp tarihinde emsali görülmemiş bir işi yaptı.

* Ünlü yazarımız Hasan İzzettin Dinamo bu savaşı anlatırken “Kutsal isyan” diyor.

Turgut Özakman “Çılgın Türkler” diyor.

 

*Ve Şair Nazım Hikmet 26 Ağustos Gecesinin sabaha yakın taarruza geçecek Türk Ordusunun Başkomutanı Mustafa Kemal Paşa için;

 

"Sarışın bir kurda benziyordu/O mavi gözleri çakmak çakmaktı/Yürüdü uçurumun kenarına kadar/Eğildi durdu/Bıraksalar/İnce ucun bacakları üstünde yaylanarak/Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak/Kocatepe’den Afyon Ovasına atlayacaktı..." der.

 

      Binlerce yıldır bu topraklarda yaşayanlar için "Türkleri sadece İstanbul'dan değil, Anadolu'dan Asya içlerine söküp atacağız" diyen en güçlülere karşı kazanılmış en haklı savaş sayesinde varız.

*26 Ağustos 1922 de başlayan büyük taarruz dan tam 851 yıl önce aynı tarihte 26 Ağustos 1071 de Alpaslan’da savaşır. Atatürk bu savaşı birkaç gün önce ya da sonra da başlatabilirdi!

    Niçin 26 Ağustos? Çünkü bir tarihi derinlik var; bir tarihe not düşmek var!

       851 yıl önce bu topraklar Alpaslan sayesine Türk damgasını yemişti. Ve yine 851 yıl sonra bizi ön Asya’dan Anadolu’dan, Asya’ya sürmek isteyenlere haddini aynı günde bildirmek gerekmişti.

*Gazi Mustafa Kemal Atatürk Nutuk Kitabında yer alan ve TBBM ye hitaben sözleridir “Her safhasıyla düşünülmüş, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekat Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kere daha geçiren muazzam bir eserdir. Bu eser Türk milletinin hürriyet ve istiklal düşüncesinin ölümsüz bir abidesidir. Bu eseri yaratan bir milletin evladı, bir ordunun başkomutanı olduğumdan, mutluluk ve bahtiyarlığım sonsuzdur.”

    B.E: Bazı değerlerin kıymetini bilmiyoruz. Kıymetini bilmek adına yokluğunu düşünmek gerekiyor bazen. Ya Büyük Taarruz kaybedilseydi? Neler olurdu?

H.G: 30 Ağustos Kurtuluş Savaşı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatının en stresli, en riskli ve en kritik savaştır.  

       Çünkü bu savaş kaybedilseydi Türk komuta heyetinin tümünün kurşuna dizilmesi bir yana, artık Sevr antlaşması için kabul edilen topraklar bile hayal olabilir, Türk ordusu tamamen imha edilir, Türk ulusu için artık Anadolu vatan olmaktan çıkardı!

        Dedikleri gibi asimile olan, katledilen ve Asya içlerine sürülen bir milletten bahsedebilirdik.

*30 Ağustos saldırı öncesi Türk Kurmay paşalar arasında uzun süren sert tartışmalar olur. Çünkü çoğunluk komutan Afyon doğusunu elde tutmak orta Anadolu doğu Güney Anadolu’yu yani Selçukluların anavatanını kurtarmak yeterlidir saldırmak, “çılgınlıktır” diye düşünürler.

     Türk komutanlar, Ege ve Marmara bölgesi, İstanbul ve Doğu Trakya rüyasından vazgeçmenin en akıllıca olduğu konusunda direnirler. Aslında bu komutanlar oldukça haklıdırlar. Saldırı fikri en ufak bir sekteye uğrarsa tüm hesaplar, planlar bir tarafa tam bir hezimet yaşanacaktı.  

      Başkomutan Mustafa Kemal arkadaşlarını tam olarak ikna edemese de, “tüm sorumluluğu üzerime alıyorum, asacaklarsa da beni assınlar” diyerek kararını uygulatır.

B.E: 30 Ağustos öncesini sorarak başlamıştım. Büyük Zafer'in ardından Mustafa Kemal Atatürk ve ülkemizin, dünya karşısındaki duruşu ile bitirmek isterim.

H.G: Evet savaş kazanılmıştır. Bu millet 239 yıldır sürekli geri çekildi ve en son 1. Dünya savaşında Çanakkale muharebeleri ve yedi cephede başarılı mücadeleler yapsa da savaş mağlubiyetle bitmiş bir dönemin sonuna gelinmiştir.

Türk Milleti 1. Dünya savaşından yenik çıksa da kendisine dayatılanı kabul etmeyerek, Kutsal İsyan başlatan ve 26 Ağustos 1922 çılgın saldırısı sonunda 30 Ağustos Zaferi ile “bu dünyada ben de varım” diyerek, sınırlarını kanla çizendir.

Kimliği, dili, tarihi yüzlerce yıl baskılanmış ve aşağılanmış Türk milletinin, önderini bulunca binlerce yıllık geçmişini yeniden canlandırdığına şahit oluyoruz. Bu, bir ulusun diriliş destanıdır, yeniden varoluş destanıdır.

Böylesine bir destan, ancak deha bir önder sayesinde yazılabilirdi.

Ve bu destanı yazan bir lider önce kendi milletine ve mazlum milletlere, sonrasında tüm dünyaya mal oldu. Ona karşı amansız savaşın içinde olanlar ona en çok saygı duyan oldular.

O, Milli Mücadelede esir aldığı Yunan general ve komutanlara en kıymetli misafir olarak davranan, Çanakkale'de can vermiş Anzak askerlerinin annelerine mektup yazarak onların gönlünü alan ve bu topraklarda can vermiş evlatların Gelibolu’da kalmalarına ikna edendir. 

Ve o sadece çocukların önünde diz çöken en centilmen bir liderdir.

Hayatı savaşlarda geçmiş, girdiği tüm savaşları kazanmış ve yine de “savaş mecbur kalmadıkça bir cinayettir” diyendir.

 “Yurtta Barış Dünya da Barış” diyerek barıştan, kardeşlikten ve insanlıktan yana olan bir liderdir.

O, tüm dünyada birbirine zıt rejimler ve farklı dinlere sahip yüzlerce ülkenin en önemli caddelerine, parklarına anıtları dikilen, ismi verilendir. Adına en fazla pul bastırılan liderdir.

Onun yazıp TBMM'de, altı günde, altışar saat süresince okuduğu kitabı Nutuk, en fazla yabancı dile çevrilen, yüzlerce farklı ülke kütüphanelerinde raflara giren ve ders kitabı olarak okutulan kitaptır.

1919-1938 Atatürk dönemi, tüm dünyanın tarafsız yazarları tarafından Türk Mucizesi diye tanımlanır.

30 Ağustos sonrası 11 Ekim 1922'de İsmet İnönü’nün başkanlık ettiği Mudanya Mütarekesi ile İstanbul ve doğu Trakya tek kurşun atmadan TBMM'ye bırakılır. Bu antlaşma Osmanlı'nın fiilen bittiği, Ankara’nın varlığının kabul edildiği ve Lozan’a giden yolun açıldığı bir anlaşmadır.

Sonrası yıllarda ülkenin sonsuza kadar tapusu Lozan’da alınır. TC kurulur ve devrimler yapılır. Her bir cümle için binlerce cilt kitap yazılır ve her bir cümle mucize barındırır.

B.E: Böylesi değerli bilgileri bizimle paylaştığınız için minnettarım size hocam. Bugünün ruhunu kavramak şüphesiz bize umut ve güç verecektir. Atatürk'ün 30 Ağustos 1924 tarihinde, Büyük Zafer'in ikinci yılında yapmış olduğu konuşmadan bir cümle ile bitirmek isterim;

"Gençler!

Cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz."