KÜLTÜR
Giriş Tarihi : 27-06-2020 09:11   Güncelleme : 27-06-2020 09:29

Kültüründe nazar olmayan millet var mı

Dünyanın hemen her yerinde nazar ya da kem göz adı verilen bir doğa üstü güce inanıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim Türkiye’den en az 50 ülkeye yapılan nazarlık ihracı bunun somut belgesidir. Ancak işin daha da ciddi bir bölümü dünyanın her ülkesinin sözlüğünde "nazar" sözcüğünün karşılığı vardır. Yani eğer bir ulusal sözlük içinde bir sözcüğün karşılığı varsa, o kültürde bu inanç da bulunuyor demektir.

Kültüründe nazar olmayan millet var mı

Büşra EKİM

Sanıyorum ki her birimizin yakasına bir mavi boncuk takılmıştır bebekken. Muska ya da cevşeni hepimiz biliriz. Mutlaka bir komşu teyzemiz kurşun döküyordur ya da...

Halk kültürü araştırmaları için yaptığım gezilerden birinde, Fethiye'de bir teyze bana, güreşe katılmış deve tüyü vermiş ve cüzdanımda taşımamı tembihlemişti.

Bu bir nazarlıktı.

Denizli'de Durmuş Amca'nın, belgeselini çekmeye gittiğimizde çitlik ağacından nazarlıkların yapılışlarını da görmüştüm. Çitlik ağacından yapılan, nazarlık amaçlı kolyeleri ise yaklaşık on yıl önce hediye etmişlerdi yine bana.

Köyceğiz'de bir evin kapısında kaplumbağa kemiğinden yapılmış bir süs ya da Anadolu'nun herhangi bir yerinde evin bahçesine asılmış bir hayvan kafatasına denk geldiğimde, bu çeşitlilik ve altında yatan anlam hep ilgimi çeken konulardan olmuştu. Günlük yaşamımızda her an karşımıza çıkan nazar ve nazarlıkların bilimsel ve tarihi boyutuyla ise çok değerli Levent SEVİK Hocam ile tanıştım.

Üyesi olduğum, Bursa UNESCO Derneği'nde tanıdım kendisini.

Levent Hocam, Uzman Antropolog ve Türk Tarih Araştırmacısı aynı zamanda da derneğimizin Yönetim Kurulu Üyesi.

Geçtiğimiz günlerde bir ınstagram canlı yayınında, kendisiyle; Türk Halk Biliminde Nazar İnancını konuştuk. Şimdi ise bu satırlarda sormak istedim kendisine, bu derin ve köklü konuyu.

B.E: Hocam bu kadar hayatımıza yer etmiş olan "nazar" nedir?

L.S: TDK sözlüğüne göre ; Nazarın kelime anlamları “bakış, bakma, göz atma” olup “Belli kimselerde bulunduğuna inanılan, kıskançlık veya hayranlıkla bakıldığında insanlara, eve, mala mülke hatta cansız nesnelere kötülük verdiğine inanılan uğursuzluk, göz” olarak tanımlanmaktadır. Kısacası nazar insanların biyolojik dengesini değiştiren negatif enerjidir.

B.E: Peki ya nazardan kimlerin daha fazla etkilendiği düşünülür?

L.S: Nazardan özellikle çocukların, hamilelerin, hayvanların, yeni eşyaların ya da kişi için değerli olduğu düşünülen objelerin etkilendiği öngörülmektedir.

B.E: Nazarın bilimsel boyutuyla yeni yeni tanışıyorum sayenizde. Nedir bilimde nazarın yeri?

L.S: Bugün Avrupa’da yapılan çalışmalarda, bu durumun psikokinezi yani (zihnin maddeye hakimiyeti) olduğunu söyleyenler de vardır. Bu teze göre nazar, iyi niyet ve yoğunlaşmaya göre alıcı ile verici uçlardan geçen bir “ark” oluşturmaktadır.

Kıskançlık duygusunun şiddeti ne kadar güçlüyse, nazarın duygusunun da o kadar güçlü olacağı varsayılmıştır. Rusya’da da nazar ile ilgili çalışmalar yapılmış ve günümüzde de çalışmalara devam edilmektedir. Burada yapılan çalışmalara göre gözlerin yaydığı  elektromanyetik ışınlar vardır. Bu ışınların dalga boyu yaklaşık yüzde sekiz milimetredir. Yani radyo dalgalarıyla enfraruj (kızılötesi) dalgalar arasındadır. Bu yayılan elektromanyetik dalgalar canlı ya da cansız varlıklara zarar verebilmektedir. (Kırca,1986:1)

B.E: Çok sık karşılaştığım ve biraz da mağdur olduğum bir durum diyebilirim. "Senin gözlerin mavi, nazarın değer" ifadesini çok duyuyorum. Nedir bu düşüncenin altında yatan gerçeklik?

L.S: Gözümüze rengini veren, yani renkli olarak görülen kısım iristir. Göz rengimiz de bu irisin pigmentasyonu ve ışığın iriste yansıması olmak üzere iki farklı faktöre bağlı olarak meydana geliyor.

Gözümüzün bu iris bölümü; melanin olarak adlandırılan kahverengi pigment ve lipokrom olarak adlandırılan sarımtırak bir pigment’ten oluşuyor.

Bu bağlamda; eğer iris hücrelerinde melanin pigmenti daha fazla yoğunluk gösteriyorsa göz rengimiz koyu, lipokrom fazla ise de göz rengimiz daha açık oluyor.

Eğer iriste melanin pigmenti çok az, lipokrom ise hiç yoksa mavi renkli gözler ortaya çıkar.

Tunus ve Cezayir'de %2 ama Finlandiya ve Estonya'da % 89 oranında mavi gözlü insanlar yaşar.

Mavi gözlü insanların nazarının daha fazla değmesi bir halk inancı olup, bilimsel bir dayanağı yoktur.

Ayrıca mavi göz, mutasyonlar sonucu ortaya çıkmış olup, bilimsel verilere göre tarihin en eski dönemlerinde daha çok koyu (kahverengi) gözlü insanlar yaşamaktaydı.

B.E: İncelediğim bir kitapta, ülke, milliyet, inanç gözetmeksizin bazı objelerin nazara karşı kullanıldığını gördüm. Bu durumda nazar evrenseldir diyebilir miyiz?

L.S: Evet Dünyanın hemen her yerinde nazar ya da kem göz adı verilen bir doğa üstü güce inanıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim Türkiye’den en az 50 ülkeye yapılan nazarlık ihracı bunun somut belgesidir. Ancak işin daha da ciddi bir bölümü Japonya’dan , Tibet’e, Rusya’dan İran’a, Avustralya’dan Kafkaslar’ a kadar hemen her ülkenin sözlüğünde "nazar" sözcüğünün karşılığının bulunduğu anlaşılmaktadır.

Yani eğer bir ulusal sözlük içinde bir sözcüğün karşılığı varsa, o kültürde bu inanç da bulunuyor demektir.

B.E: Peki ya nazarlıklar?

L.S: Nazarlık hemen her kültürde bulunan bir nesne olabilmektedir. Ancak nazarlık olarak kullanılan unsurlar değişebilmektedir.

B.E: Antik dönemden de nazara karşı örnekler vermek mümkün öyle mi?

L.S: Tabi ki, nazarlık olarak kullanıldığı öngörülen tarihin en eski örneklerinin Suriye'de Tell Brak'ta bulunan göz idolleri olduğu öne sürülmüştür. Burada bulunan nazarlık idollerin en eskilerinin M.Ö 3300 yıllarına ait olduğu anlaşılmış bulunmaktadır. Ayrıca Mısır'da ve Kayseri Kültepe de bu türden objelerin en eski nazarlık örneklerinden olduğu anlaşılmaktadır. Bahçeşehir Üniversitesinden Sanat Tarihi Uzmanı olan değerli hocamız Prof.Dr. Neşe Yıldıran, ilk nazar boncuğunun M.Ö. 3300'lü yıllara dayandığını söylüyor. "Mezopotamya'nın en eski şehirlerinden biri olan ve bugünkü Suriye sınırları içinde olan Tell Brak'taki kazılarda nazar boncuğu bulundu. Kaymaktaşından oyma geometrik figürler şeklindeydi.

Ancak bunlar bugün bildiğimiz mavi boncuklara benzemiyordu. Bunlar Akdeniz bölgesinde M.Ö. 1500'lü yıllarda ortaya çıkıyor.

Yıldıran'a göre, "Ege Adaları ve Anadolu'daki cam nazar boncukları doğrudan cam üretiminin gelişmesi ile ilgiliydi. Mavi renk ise Mısır'daki yüksek oksitli sırlı kilden kaynaklanıyor. Bakır ve kobalt karışımlı kil fırınlanınca mavi renk alıyor. (Kaynak Yaşam Gazetesi 3.11.2019)

B.E: Peki ya bizim muska ve cevşen, kurşun dökme adetlerimiz hakkında neler söylersiniz hocam?

L.S: Bu tip olaylara ya da unsurlara APOTROPEİK adını veriyoruz. Bu sözcük tehlikelerden koruyucu, engelleyici, gözetleyici anlamına gelmektedir.

Cevşen; özellikle askerlerin ya da savaşa giden gençlerin üzerlerinde onları ölümden korusun diye muska ya da cevşen tabir edilen genellikle bir deri parçası içerisine konulan, su geçirmeyen ve boyundan hiç çıkarılmayan üçgen şeklinde hazırlanmış dualar olarak tarif edilmektedir.

Muska; Muska insanları (özellikle de küçük çocukları) hastalıklara, nazara vb. gibi durumlara karşı koruduğuna inanılan, üzerine bazı özel ayetler, dualar ve özel işaretler yazılan bir kâğıt ya da deri parçasından oluşan eşyalardır.

Dr. Nimet E. Uluğ tarafından çok güzel belirtildiği gibi onlar ‘’portatif (taşınabilir)  büyülerdir’’.

Kurşun dökme; Şamanizm'de bu eyleme  "kut dökme" denir. Bu ritüelin herhangi bir kişiye ait olan ve kötü ruhlardan birinin çaldığına inanılan kişinin kutunu, (yani şans ve mutluluğunu) geri döndürmek için yapılan bir sihir ritüeli, hatta bir algı operasyonu olduğuna kuşku yoktur.

Bu ritüelde şansı çalındığına inanılan kişi hedef olarak alınmakta ve onun üzerindeki kötü ruh uzaklaştırılmak istenmektedir. Eylemin direkt olarak ruhlarla ilişkisinin olması bu eylemin Şamanist bir eylem olduğuna kuşku bırakmamaktadır.

Kurşun dökme işleminin bilinen bir standardı olmadığı, geleneğin uygulandığı yere ve yapan kişinin usullerine, tecrübesine göre yapıldığı, yani aslında olayın spontan bir şekilde oluştuğu anlaşılmaktadır. Kurşun dökme işleminin kendine has ve özel yöntemleri mevcut olup bu işlem sırasında kullanılan özel aparatlar da bulunmaktadır. Bu aparatlar arasında kurşunun sıvı hale getirilmesi için gerekli olan bir adet iyi metalden çukur bir kepçe, su koymak için gerekli olan derin ve geniş olan eski bir metal tas ve kurşun dökme işlemi uygulanacak olan hastanın başını kapatacak bir örtü ( kalın tül, çarşaf, peştamal v.b.) gerekmektedir.

Kurşun dökme işleminin genel bir standardı olmasa da Anadolu'daki uygulaması çoğu kez şu şekildedir;

Belirli bir gramajda ( yak olarak 200-300 gr.) kurşun bir kitle alınır. Kurşun kitle bütün ya da parçalar halinde metal bir kepçe içine konur ve ateşe tutulur. Kurşun bu etapta sıvı hale gelene kadar ısıtılarak eritilir. (kurşunun erime noktası 327.5 C. derecedir) Ayrıca eritilen kurşunun içine döküleceği eski bir metal tencere ise su ile doldurularak hazırlanır. Bazı yörelerde bu suyun içerisine ekmek parçası, tuz, üzerlik tohumu vb. gibi ilave malzemeler konulabilmektedir. Kurşun dökme geleneği oldukça tehlikeli bir eylem olduğu için kurşun dökülecek kişinin üzerine öncelikle kalınca bir örtü çekilir.

Kurşunu dökecek olan kişi bir eline erimiş kurşun dolu kepçeyi alır, bir eline de su dolu tencereyi alır. Kişinin başının üzerindeyken birden bire, hızlı bir hareketle sıvı hale getirdiği eritilmiş kurşunu su dolu tencerenin içine döker.

Pek tabidir ki sıvı haldeyken suyun içine aktarılan kurşun söner ve yeniden katı şekle bürünerek bir araya gelir. Bir araya gelen kurşun ise binlerce farklı şekil oluşturabilir.

Oluşan her şekil döken kişi tarafından kötü ruh ya da başka bir kötü olayın (nazar gibi) varlığına bağlanarak yorumlanır

Kurşun dökme eylemi Şamani inançlardan kalan bir ritüel olup, temel felsefesi kötü ruhların metalden korkması ve söz konusu kişiyi rahatsız etmemesi esasına dayanır.

B.E: Nazarlık olarak kullanılan bitki ve hayvanlar desem belki?

L.S: Nazardan korunmak için başvurulan birçok çare arasında bazı bitkiler oldukça ön plandadır. Bunlar arasında üzerlik otu, buhur gibi bitkiler ve dikenli olan bazı bitkilerin dalları ön plandadır. Bitkiler bazen yakılarak bazen de sergileme şeklinde kullanılabilirler. Ancak bazı ülkelerde herhangi bir bitki tütsü olarak seçilebilmektedir. Bunun en önemli nedeni tütsü olarak kullanılan bitkinin güzel kokulu olmasıdır.

Buhur ve üzerlik otu özellikle ülkemizde tercih edilen bitkilerdir. Zaman zaman defne dallarının da bu amaçla kullanıldığı olur.

Ölmüş hayvanların bazı kemiklerinin ve kafataslarının da bu amaçla kullanıldığı, özellikle boğa, at, koyun ve kaplumbağa gibi hayvanların bu anlamda ön plana çıktığını görmekteyiz.

B.E: Taşların dünyası da çok geniş. Ve nazara karşı da doğal taşlardan faydalanılıyor. Hangi doğal taşlar nazarlık olarak kullanılır peki hocam?

L.S: Aslına bakarsanız pek çok taş ya da benzeri eşya nazardan koruduğuna inanılarak vücudun herhangi bir yerine takılabilir. Kolye olarak, bileklik olarak... Bu taşlar arasında Malakit ve Ay taşı ön plana çıkan doğal taşlar arasındadır.

Nazarlıklar, bizi nazara karşı koruduğuna inanılan unsurlar olup, bunlar bir tür savunma araçlarıdır. Tarihin eski dönemlerinden beri insan türü, nazar ya da buna benzer potansiyel kötü olaylar için önlemler alıp onlardan korunmaya çalışmış, tesadüfen ya da bir şekilde gerçekleşen yararlılık sonucu bazı maddelerin nazara ya da açıklanamayan bazı olaylara iyi geldiğine dair bir inanca sahip olmuştur.

Önemli bir noktayı daha hatırlatmak isterim. Nazardan korunmak için verilen mücadelede dikkat edilen noktalardan birisi ve belki de en önemlisi, korunmak için kullanılan maddelerin ya da unsurların vücuda mutlaka temas etmesi, yani kişi ve unsur arasında organik bir ilişki bulunmasıdır. Bunun nedeni ise temas edilen nesnenin artık vücudun bir parçası olarak kabul ediliyor olmasıdır. Bunun en güzel örnekleri arasında toplu iğne nazarlıklar, muska ve cevşen türünde idoller ve üzerlik bitkisinden yapılan büyük tipte idol levhalardır.

Nazarın batıl bir itikat olduğu ya da bir halk efsanesi olduğu düşünülse de, her türden insanın bu inanca sahip olması olayın ne kadar karmaşık olduğunu anlatmaktadır. Yani olay aslında bir fenomen olup, yaygın bir halk inancı olduğu anlaşılmaktadır.