EKONOMİ
Giriş Tarihi : 12-05-2020 12:40   Güncelleme : 12-05-2020 12:40

Koronavirüsün tarım ve gıda sektörüne etkileri

Kredi Kayıt Bürosu (KKB) tarafından hazırlanan “Koronavirüsün Tarım ve Gıda Sektörüne Etkileri” başlıklı rapora göre, tahıl ve baklagil üretimini artırıcı tedbirler alınması gerekiyor.

Koronavirüsün tarım ve gıda sektörüne etkileri

Kredi Kayıt Bürosu (KKB) tarafından hazırlanan “Koronavirüsün Tarım ve Gıda Sektörüne Etkileri” başlıklı rapor açıklandı. Salgının makroekonomik etkileri ile tarımsal üretime ve tarım değer zincirinin diğer paydaşlarına etkisi analiz edilen rapora göre, Türkiye’de tahıl ve baklagil üretimini artırıcı tedbirler alınması gerekiyor.

Çiftçilerin finansmana erişimini kolaylaştırmak için 2014 yılında Tarım Kredileri Değerlendirme Sistemi’ni (TARDES) hizmete sunan Kredi Kayıt Bürosu (KKB), tarım sektörüne sağladığı hizmetlerin kalitesini artırmak ve sektörün yaşadığı dönüşümleri takip ederek kamuoyu ile paylaşmak amacıyla hazırladığı tarım sektörüne yönelik raporlara bir yenisini daha ekledi.

Tarıma etki edebilecek güncel konular kapsamında özel olarak araştırmalar da yapan KKB, bu kapsamda Covid-19 salgınının tarım sektörünü etkisini de mercek altına aldı.

Koronavirüsün Tarım ve Gıda Sektörüne Etkileri

KKB yayınladığı “Koronavirüsün Tarım ve Gıda Sektörüne Etkileri” başlıklı raporda, 2020 Nisan ayından itibaren koronavirüs salgının Türkiye ve dünya tarım ve gıda sektöründe yol açtığı önemli gelişmeleri bir araya getirdi. Rapor, KKB ve Frankfurt School of Finance & Management’in uzmanları tarafından hazırlandı.

Salgından en çok Çin, ABD, İspanya, İtalya ve Fransa etkilendi

Raporda salgının en çok etkilediği ülkeler arasında Çin, ABD, İspanya, İtalya ve Fransa yer alıyor. Dünyanın en önde gelen tarımsal üretim, ihracat ve ithalat ülkeleri olması sebebiyle de salgının tarım ve gıda sektörüne etkilerinin küresel boyutta olacağı ve tüm ülkeleri etkileyeceği öngörülüyor.

Türkiye, salgının gecikmeli başladığı ve sürecin bu ülkelere göre daha iyi yönetilmesi sebebiyle de önemli bir tarım ülkesi olarak raporda öne çıkıyor. Bu nedenle Türkiye’nin tarım ve gıda sektöründeki gelişmeler hem Türk halkı hem de dünya toplumları açısından büyük önem taşıyor.

Tarım ve gıdada riski azaltıcı önlemler

Birçok ülke salgına cevap olarak tarım ve gıda sektörleri için farklı risk azaltıcı ve uyum önlemleri alıyor. Alınan önlemler gruplandığında, tarım ve gıda dağıtım zincirinin sürekliliği, tarım değer zincirinin finansal açıdan sürdürülebilirliği, tarım işçiliği, yerel gıdayı özendirme, tarımda dijitalleşme ve veri paylaşımı başlıklarının öne çıktığı gözlemleniyor.

Tahıl ve baklagil üretimini artırıcı tedbirler alınması gerekiyor

Ev dışı gıda tüketiminin neredeyse sona ermesi ve küresel gıda ticaretinin kesintiye uğraması nedeniyle, salgının ilk aşamada küresel gıda talebini azalttığı gözlemleniyor. Fakat ülkelerin karşı karşıya kaldığı yaz mevsimi öncesinde zayıflayan ürün stokları, lojistik ve taşıma problemleri, insan hareketlerindeki kısıtlamalar gibi nedenlerle iç piyasalarda “gıda paniği” yaşanıyor.

Salgının başlangıcında işlenmiş ve dayanıklı gıda maddelerine olan aşırı talep şimdilik gıda işletmelerinin stok yapısını bozduğu ancak bu durumun kısa sürede yeni bir denge seviyesine ulaşması bekleniyor. Bu ortamda iki sevindirici gelişme dikkat çekiyor; küresel olumlu hava koşullarına bağlı olarak iyi miktarda rekolte beklentileri ve petrol fiyatlarındaki gerilemeye bağlı olarak düşen küresel gıda fiyatları. Salgın döneminde tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de özellikle buğday, mısır ve pirinç ve fasulye, mercimek, nohut stokları önem arz ediyor. Bu ürünlerin çoğunda arz açığı bulunduğundan bu süreçte tahıl ve baklagil üretimini artırıcı tedbirler de alınması gerekiyor.

Sebze ve endüstriyel ürünlerde öne çıkan ürünler

Raporda, salgın döneminde sebze ve endüstriyel bitkilerde arzı önemli olan ürünlerin patates, kuru soğan ve ayçiçeği olacağı öngörülüyor. Türkiye’nin uzun yıllardır arz açığı bulunan ayçiçeği çok fazla sulama istemeyen ve Türkiye iklimine çok uygun bir ürün olduğundan üretimin daha fazla özendirilmesi gerekiyor. Soğanda ise ilk defa 2019’da arz açığı olduğu da gözlemleniyor.

Sözleşmeli üretime talep artacak

Salgın öncesindeki dönemde Türkiye’de sözleşmeli üretimin hak ettiği yere gelememesinin nedeni, çiftçi ve sanayici arasındaki güvenin ve entegrasyonunun zayıf olmasından kaynaklandığı düşünülüyor. Yeni dönemde bu paydaşların birbirlerini daha fazla dinlemeleri, planlı ve sözleşmeli üretime yönelmeleri, salgın gibi kriz dönemlerinde duruma özel iş birliği yapmaları öneriliyor.

Salgın dönemi ve sonrasında sözleşmeli üretime ve etkin üretici örgütlerine olan ihtiyaç ve talebin de artacağı belirtiliyor. Çiftçilerin tarım, iklim, bankacılık ve kamu hizmetleri konularında dijital bilgi servislerine ve teknolojilere yönlendirilmesinin daha çok gündeme gelmesi beklenirken bu durumun hem temas riskini daha da azaltması hem de çiftçinin iş verimliliğini artırması bekleniyor.

Hijyen kurallarına uyanlar ayakta kalacak!

Yeni dönemde gıdaların ambalajlama, depolama, taşıma aşamalarında ürünlerin temas ve hijyen kurallarına uygun olarak tüketicilere sunulması bekleniyor. Ürününü doğrudan perakende olarak satan çiftçiler, aile gıda işletmeleri ve gıda esnafları bu durumu dikkate almadıkları takdirde büyük işletmelere karşı rekabet avantajlarını yitirebilecekleri düşünülüyor.

Tarım değer zincirinde ürünler hasat edildikten sonra çiftçiler alıcılar ve toplayıcılarla muhatap oluyor. Çiftçilerin bu işletmelerle ve çalışanlarıyla fiziksel temasının, yükleme ve boşaltma aşamalarındaki teması da azaltması gerekiyor. Koronavirüs salgını ile birlikte lisanslı depolara olan ilginin de artırması bekleniyor. Lisanslı depolar, ürünleri uygun fiziki koşullarda, herhangi bir kontaminasyona ve rutubete maruz kalmadan saklayabiliyor. Ayrıca depoların çoğunda ürün kabulü, yükleme ve boşaltma işlemleri temassız olarak gerçekleşiyor.

KKB, çiftçilerin alacakları için doğru kontrol araçlarını öneriyor

Tüm finansal kuruluşların teknolojik açıdan salgına uyum sağladığı ve müşterilerine uzaktan en iyi hizmeti vermeye çalıştığı bir ortamda sunulacak tüm hizmetlerin tarım kesiminin finansal okuryazarlığını ve iş verimliliğini artıracağı da öngörülüyor. Bankacılık ve finans sektörü salgından etkilenen işletmelere elinden gelen desteği sunmaya devam ederken, tarım kredilerinin birçoğunun vadesi hasattan sonra dolduğundan aynı desteğin o dönemde de sunulması gerektiği sonucu ortaya çıkıyor.

Arz ve talep dengesizliğinin oluşabileceği böyle bir dönemde çiftçilerin ürün bedeli alacaklarını sorunsuz bir şekilde tahsil etmesi tarımsal üretimin sürekliliği açısından da önem kazanıyor. Bu nedenle KKB alacaklarda belgesiz satışların yapılmaması ve çiftçinin alacaklarını Findeks aracılığıyla sunulan Karekodlu Çek Raporu, Çek Raporu, Risk Raporu ürünleri üzerinden güvenle takip edebileceklerini belirtiyor.

2019’da Türkiye Tarım Sektörü Görünümü

KKB, 2019 yılında tarım sektörü adına önemli bir saha çalışmasına da imza attı. 2019 yılı üretim sezonu itibarıyla aktif olarak tarımsal üretim yapan 980 çiftçi ile birebir anket yoluyla gerçekleştirdiği “2019 Türkiye Tarımsal Görünüm Saha Araştırması” sonuçlarına göre, Türk çiftçisinin ortalama tarım tecrübesi 23 yıl çıkarken, çiftçilerin en çok yetiştirdiği tarla bitkisi buğday, sebze bitkisi domates ve meyve bitkisi karpuz oldu.

Hayvancılık yapan işletmelerin %66’sı süt ineği yetiştirirken, TARSİM tarım sigortası kullanan çiftçiler ise %24 olarak ölçüldü.

Türkiye, daha genç çiftçi nüfusuna sahip!

Ankete göre Türkiye’deki çiftçilerin gelişmiş ülkelere göre daha genç bir çiftçi kesimine sahip olduğu, Avrupa Birliği’nde ortalama çiftçi yaşı 51 iken, Amerika’da 58 olduğu gözlemdendi. Hayvancılıkta profesyonelleşmiş işletme sayısı her geçen gün artarken 2001’de %2,4 olan “sadece hayvancılık” yapan işletme oranı, 2019 yılında%13,6 olarak ölçüldü. Sonuçlarda Türkiye tarımında kadın istihdamının payı %44 çıkarken bu rakam tarım dışı sektörlerde %30 olurken kadınların tarımda daha çok istihdam edildiği sonucu ortaya çıkıyor.

Görüşülen çiftçilerin %44’ü sadece tarım yapıyor ve aile üyeleri dahil olmak üzere başka bir gelir getirici faaliyette de bulunmuyor. Çiftçilerin %24’ü aynı zamanda esnaflık tüccarlık yapıyor, %18’i maaşlı bir işte çalışıyor ve geri kalan %18’i ise emekli maaşı alıyor. Bunların dışında tarla/ev/dükkân kirası elde eden, taşımacılık yapan, makine/traktör kiralayan çiftçiler de bulunuyor.

Kredi Kayıt Bürosu

Sektörün önde gelen 9 bankasının ortaklığı ile 11 Nisan 1995 tarihinde kurulan KKB’nin, bankalar, tüketici finansman şirketleri, leasing, faktoring ve sigorta şirketleri olmak üzere hem Risk Merkezi hem de kendi üyelerini içeren 200’e yakın üyesi bulunuyor. KKB, üyelerinden topladığı müşteri bilgilerini birleştirip kredi risk yönetim süreçlerinde kullanılmak üzere yine üyeleri ile paylaşımını sağlayan bir yapıda hizmet sunuyor.

2013 yılı Ocak ayında hizmete sunduğu Çek Raporu ve Risk Raporu ile KKB, yalnız finansal kuruluşlara değil aynı zamanda bireylere ve reel sektöre yönelik hizmetler de sunmaya başlarken, 2014 yılında bireylere ve reel sektöre yönelik olarak tasarlanan finansal hizmet platformu Findeks’i hayata geçirdi. 2015 yılında hayata geçen, 2016 yılında yasa ile kullanımı zorunlu hale gelen ve 1 Ocak 2017 itibarıyla yürürlüğe giren Findeks Karekodlu Çek Sistemi ile daha şeffaf ve güvenli bir ticari hayat için de oldukça önemli bir adım atıldı. 2016 Aralık ayında faaliyete başlayan KKB Anadolu Veri Merkezi ile de başta bankacılık ve finans sektörü olmak üzere veri merkezi, olağanüstü durum merkezi ve bulut hizmetlerinin yanı sıra kurumlara özel olarak yapılandırılan merkezi ürün ve teknolojik alt yapı hizmetleri sunuluyor. (gidahatti.com)