GÜNDEM
Giriş Tarihi : 18-05-2020 09:02   Güncelleme : 18-05-2020 09:02

Komşuluk ilişkileri

Aile fertlerinden sonra en çok karşılaştığımız kişiler komşularımızdır. Komşularımızla iyi geçinmek, başta Allah Teâlâ’nın emri, sonra da Peygamberimizin (sav) tavsiyesidir.

Komşuluk ilişkileri

Allah-u Teâlâ komşuluk hususunda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve eliniz altındakilere iyilik edin. Şüphesiz ki Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” (Nisa, 36) Sevgili Peygamberimiz (sav) de:“Cebrail (as) bana komşu hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim” buyurmuşlardır. (Buhârî, Edeb, 28;)

Peygamber Efendimizin (sav)  “Allah’a ve ahiret gününe iman eden komşusuna iyilik etsin”, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir”, “Gerçek Müslüman, komşularına iyi davranan kimsedir”  hadis-i şerifleri bizleri hayırda yarışmaya teşvik etmelidir. Bu ve buna benzer hadisi şerifler, komşunun komşuya karşı bir takım görevlerinin olduğunu bildirmektedir. Sevgili Peygamberimiz (sav): “Allah’a ve ahiret gününe iman eden, komşusuna eziyet etmesin” buyurarak, komşuluk haklarını gözetmeyenlerin mükemmel bir imana sahip olmadıklarını bildirmektedir. Bu hadisi şerifte Sevgili Peygamberimiz (sav), sözlü ya da fiilî olarak komşuya zarar vermenin, ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu bizlere hatırlatmaktadır.Çünkü Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden güvende olan kimsedir. Yüce Dinimiz, komşuya iyi davranılmasını emrederken, diğer taraftan da komşunun eziyetine sabretmeyi tavsiye etmektedir. Dinimizde komşularla kavga etmek, onlara eziyet vermek ve onlarla dargın durmak kesinlikle yasaklanmıştır. Asıl olan, komşularla selamlaşmak, onlarla iyi geçinmek, imkân dâhilinde onlarla hediyeleşmek, sıkıntılı günlerinde yanlarında olmak ve vefat ettiğinde cenazesine katılmak en başta gelen görevlerimizdendir. Ancak bugün hızlı şehirleşme ve yapılaşma maalesef komşuluk ilişkilerini olumsuz yönde etkilemekte, hatta aynı çatı altında yaşayan bu insanların karşılaştıklarında selam vermeyi bile ihmal ettiği görülmektedir.

Akrabalarımızı, yakınlarımızı, özellikle de komşularımızı ihmal etmeyelim. Aramızdaki kırgınlık ve dargınlıkları kaldıralım. Böylece Allah’ın rızasına nail olalım.  Ne mutlu bu sorumluluğu en güzel şekilde yerine getirenlere! (Ahmet ARDA / Bursa İl Müftülüğü Başvaizi)

 

 

BURSA'NIN GÖNÜL SULTANLARI

İsmail Hakkı Bursevi

 

Aydos’tan Edirne’ye, Edirne’den İstanbul’a süren talebelik yolu Üsküp’e kadar uzandı. Vaaz Kürsüsündeki nidası Bursa’dan duyulunca, güzide şehrimize teşrif eden İsmail Hakkı Hazretleri Ulucami gibi pek çok camide vaaz etmeye başladı.

Bursa’nın yemyeşil mahallelerinde çınar ağaçları arasında kalan o güzel mescitlerin bahçesi Kur’antefsiri yapanİsmail Hakkı’nın gelmesiyle çiçeklenmişti adeta. Vücudiyetin vahdetini keşfe çıkmışbu Celvetiseyhianlatıyordu. O anlattıkça insanlar yüzlerini gökyüzüne çevirip her aya baktıklarında nübüvvet ve velayet yoluyla aramızda olan Efendimiz’in nurunu hatırlıyorlardı. Nice veliler geçmişti bu topraklardan. Alınlarında velayet nuru bir hilal gibiydi.

1695 yılında Padişah II. Mustafa,bu müfessir ve şair üstadımızı davet ediyordu. II. Avusturya seferinde olan askerin moral gücüne ihtiyacı vardı. “Üstadım, diyordu, Kuran, mücahidin yaralı kalbine ilaçtır. Gelin de kılıçlarımızın üzerindeki gözyaşını silin.” İsmail Hakkı anlattığı Kuran hakikatleri ile kalpleri tamir ederken fani bedeninden yara alarak dönmüştü Bursa’ya.

Hakikat ışığı onu hep yollara vuruyor, diyar diyar gezip talebe yetiştiriyordu. Kahire’den Tekirdağ’a kadar pek çok medresede ders anlattı. Ancak Muhyiddinİbn-i Arabi’ye olan sevgisi nedeniyle yollar onu Şam’a götürdü.

1723 yılında Bursa’ya döndü. Kendi imkânlarıyla bir cami inşa ettirdi. Son yıllarını da irşad faaliyeti ve eser telifiyle geçiren İsmâil Hakkı 1725’te vefat etti. Kabri Tuzpazarı’nda yaptırdığı caminin kıble tarafındadır. Allah ondan razı olsun. Tüm gönül sultanlarına selam olsun. (Nurdan Aygün / Osmangazi Müftülüğü)

NE OKUYALIM

 

Müminin Miracı Namaz

Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Halk Kitapları kategorisinde yer alan ve Kenan ORAL tarafından yazılan bu güzel eser, 2019 yılında basılmış olup 134 sayfadan oluşmaktadır.

“Namaz, İslam dininde ibadet denildiğinde ilk akla gelen eylemler arasındadır. Namaz kelimesinin Arapçası dua etmek, bağışlanma dilemek, yalvarmak anlamını taşıyan ‘salat’ sözcüğüdür. İnsanın bütün hayatını kuşatan ve çevreleyen bir ibadet olan namaz, kul ile Rabbi arasında eşsiz bir iletişim ve yakınlaşma aracıdır. Allah Rasûlü (s.a.s.) namaz kılarken Allah ile kul arasında oluşan bağı ve iletişimi iki kişi arasındaki gizli ve özel konuşmaya, muhabbete benzetir. (Buharı, Salât, 36) Namazın böylesine özel bir iletişim olması onu diğer ibadetlerden ayrıcalıklı kılar. Bu nedenle namaz, bizler için en önemli kulluk görevidir.”

 

GENÇLERİN KALEMİNDEN

Oturup da,  Allah’ın bu muazzam nimetini seyretmek ne büyük lütufmuş meğer. Elimizden alınmadan bilemedik. Demek ki yeterince şükredememişiz. Şükür ki, ayrılmaz bir parçamız olmalıydı. Nasıl bir uzvumuz olmadan yaşayamıyorsak onsuz da yaşayamamalıydık. Yoksa  ne ehemmiyeti kalırdı ki ömrümüzün? Allah’ın nezdinde bir ehemmiyetimiz kalmamış ki, aldı elimizden çoğu güzellikleri.  Şimdi ancak bir fotoğraf karesinden tüm bu güzelliklere bakabiliyoruz. Bu, hüzünlenmeye yetmez mi? Üzerimize düşen, sabır ve duadır şimdi. Sımsıkı sarılalım bu iki nimete.  O halde bu zor günler, uyanışa vesilesi olsun bizim için. Artık çevremizdeki her şeye, bize verilen hediyeler nazarıyla bakalım. (Beyza Şar Uludağ Universitesi Hukuk Fakültesi Tokat)

1 SORU 1 CEVAP

Zekât vermenin belirli bir zamanı var mıdır?

Zekât vermenin belli bir zamanı yoktur. Oruç ve hac ibadetlerinde olduğu gibi nisap miktarı malın üzerinden sene geçmiş olması konusunda da kamerî ay hesabı uygulanır. Farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir kamerî ayı veya Ramazan’ı beklemeye gerek yoktur. Zekât vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekâtlarını vermeleri gerekir. Çünkü zekât bir kulluk borcudur, borç da bir an önce ödenmelidir.

Bir Ayet

Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. (Fâtiha, 1/6-7)

---

Bir Hadis

“Ben Peygamber'i (sav) şöyle buyururken işittim: 'Hıristiyanların Meryem oğlunu (İsa'yı) övmekte aşırı gittikleri gibi siz de beni övmede aşırılık göstermeyin. Şüphesiz ki ben Allah'ın kuluyum. Onun için bana 'Allah'ın kulu ve rasûlü' deyin. ” (Buhârî, Enbiyâ, 48)

---

Bir Dua

“Allah’ım! Bizi bağışla, bize merhamet eyle, (ibadetlerimizi, hayır ve hasenatlarımızı, dualarımızı) kabul eyle, bizi cennete koy, bizi cehennemden âzat eyle” (İbn Ebî Şeybe, Duâ, 135)