Advert
Advert

KANLI 20 OCAK’I UNUTMADIK UNUTMAYACAĞIZ

Bugün, 27 yıl önce, Sovyetler Birliği’nin dağılma süreci sırasında Rus Kızıl Ordusu’nun Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de gerçekleştirdiği “Kanlı Yanvar” diye adlandırılan katliamın yıl dönümüdür. Dünyanın gözleri önünde Azerbaycan Türklerine reva görülen 20 Ocak (Yanvar) 1990 tarihini unutmadık, unutmayacağız da…

KANLI 20 OCAK’I UNUTMADIK UNUTMAYACAĞIZ

 

Ali Eşref UZUNDERE

Yazıma, Büyük Önder Atatürk’ün 29 Ekim 1933’te söylediği “Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yakında ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir” sözlerini hatırlatarak başlamak istiyorum.

ELÇİBEY ÖNDERLİĞİNDE

1980’lerin sonlarına doğru artık Rus Sovyet İmparatorluğu çöküş sürecine girmişti. SSCB lideri Mihail Gorbaçov, imparatorluğu kurtarmanın yolunun bağımsızlık mücadelesi veren cumhuriyetlere gözdağı vermekten geçtiğini düşünmekteydi. Fakat Azerbaycan Türkleri artık bağımsızlık mücadelesini “ölümle, kanla” olsa da gerçekleştirme çabası içerisindeydi. Meydanlar, sokaklar, caddeler yüz binlerce göstericiyle doluyordu. Azerbaycan’ın bütünlüğü ve bağımsızlığı uğrunda dönülmez bir mücadele başlamıştı. Özellikle Bakü Devlet Üniversitesi ve Azerbaycan Layiha Enstitüsü öğrencilerinin başı çektiği bu bağımsızlık ve hürriyet mücadelesinin liderliğini ise Ebülfeyz Elçibey önderliğindeki Azerbaycan Halk Cephesi (AHC) yapmaktaydı.

HEDEF BAĞIMSIZLIK

O dönemde Azerbaycan’da ilk olarak “Çenlibel” daha sonra “Bağımsızlar”, “Yurt Birliği”, “Kale”, “Varlık” ve benzeri çok sayıda gizli örgütün bir araya gelerek oluşturdukları Azerbaycan Halk Cephesi (AHC), Azerbaycan’ın bağımsızlığını ve bütünleşmesini hedeflemekteydi.

31 Aralık 1989’da AHC önderliğindeki halkın, Güney Azerbaycan (İran) ile Kuzey Azerbaycan arasındaki dikenli telleri kırarak, SSCB-İran sınırlarını fiili olarak ortadan kaldırması da bunun bir göstergesiydi.

ABD DESTEĞİYLE…

Nitekim takvim yaprakları 25 Ocak 1988’i gösterdiğinde Ermenistan’dan, Azerbaycan’ın sınır köylerine sayısız saldırılar düzenleniyor, her gün Türkler öldürülüyor ve rehin alınıyordu. Ermenistan’a bağlı Türk yerleşim yerlerinden Azerbaycan Türklerinin göç dalgaları başlamıştı.

18 Mart’ta Dağlık Karabağ Eyalet Komitesi Plenumu, bölgenin Ermenistan’a bağlanması kararını almıştı. Sovyet TASS Ajansı, olayları tek taraflı bir tutum ile geçiştiriyordu.

Dünya liderliğine soyunan ABD, o tarihlerde el altından;  bir taraftan Rusya'ya yol veriyor, Karabağ topraklarının Ermenilere “ait olması”nı Gorbaçov’a tavsiye ediyor, karşılığında Irak operasyonu için tasdik ve tasvip sözü alıyordu.

250 BİN TÜRK SÜRÜLDÜ

Yaralı bir hayvan için helikopter kaldıran Avrupa ülkeleri de Rusları ve Ermenileri cesaretlendiren bir siyaset sergiliyordu.

Bundan cesaret alan Ermeniler, her geçen gün baskın ve terör faaliyetlerini artırdılar. Sonuçta; Ermeniler, 250 binden fazla Azerbaycan Türkünü Batı Azerbaycan’dan (Ermenistan) zorla çıkardılar.

Aynı günlerde Bakü’de gerginlikler yaşanmaktaydı. 14 Ocak’ta Bakü’de, dış güçlerin ve KGB’nin tertiplediği provokasyonlar sonucu bazı grupların şehrin belli bölgelerinde meydana gelen olaylarda 60 kişi hayatını kaybetmişti.

BAKÜ’YÜ KUŞATTILAR

Bakü’de bir Azerbaycan Türkünün başının Ermeniler tarafından balta ile ezilerek öldürülmesi olaylarını fırsat bilen KGB, kışkırtıcı ajanları vasıtasıyla Bakü’de kargaşa çıkarmaya başlamışlardı. Silahsız olan polis ve AHC’liler, olaylara müdahale imkânlarından mahrum bırakılmışlardı.

Bu arada harekete geçirilen Kızıl Ordu Birlikleri, Bakü şehrinin çevresinde konuşlanmış ve saldırı için emir bekliyorlardı.

16 Ocak’ta Azerbaycan’da gerginlik son haddine ulaşmış ve Azerbaycan Halk Cephesi (AHC) ileri gelenleri aralıksız toplantı, gösteri ve yürüyüşler düzenleyerek, hükümeti uyarmaya ve halkın sesini duyurmaya çalışıyorlardı.

MİLYONLAR AZATLIK’A KOŞTU

17 Ocak’ta Bakü’de bir milyonun üzerinde kişinin toplandığı bir miting düzenlendi. Devletin otoritesini kullanarak; Karabağ’da “gasp edilmek” istenen halkların istikrarını, ülke düzenini bozanların cezalandırılmalarını ve asayişi temin istenmişti. İki gün boyunca meydanı boşaltmayan halkın, hür iradeye sahip olma kararlılığı 19 Ocak’ta doruk noktasına ulaşmıştı. Artık AHC, dalga-dalga akın ederek Azatlık Meydanı’na gelen kitleye hâkim olmakta ve kontrol altında tutmakta zorluk çekmekteydi.  

19 Ocak’ta saatler 19.27’yi gösterdiğinde Azerbaycan Devlet Televizyonu, SSCB KGB’si tarafından bombalanıp, Azerbaycan halkı, o gün Moskova yönetimi tarafından ilan edilmiş olan “olağanüstü hal”den habersiz bırakılmıştı.  

DÜNYA FİLM GİBİ SEYRETTİ

Bakü çevresinde konuşlanmış; T-72,80 ve BMP-3 tanklarının bulunduğu 35 bin kişilik zırhlı Kızılordu "alfa" ve "DTK-a" diye isimlendirilen, tahribat eğitimli birlikler, dönemin SSCB Başkanı Mihail Gorbaçov’un verdiği emirle 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece saat 01.00’da büyük bir gürültüyle Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye girmişlerdi. Her şeyden habersiz, silahsız savunmasız masum Azerbaycan halkı uykularından fırlayıp, Rus Kızıl Ordu birlikleri ve işbirlikçi Ermenilere, ellerine geçirdikleri sopalarla, küreklerle, baltalarla karşı koymaya çalışmışsalar da nafile…

Bakü Azatlık Meydanı’nda 19/20 Ocak gecesi tarihin kaydetmediği en büyük facialardan biri yaşandı. İki gün süren kadın, çocuk ve yaşlıların çoğunlukta olduğu bu katliamı, dünya ülkeleri film gibi dilini yutmuş bir şekilde seyretti.

Modern silahlarla donanımlı Kızıl Ordu birlikleri; karadan, havadan ve denizden Bakü’ye girerek korumasız halkın üzerine acımadan ateş yağdırmıştı.

Resmi bilgilere göre 134 sivil vatandaş ve 37 Azerbaycan askeri şehit olurken, 770 sivil ve 80 asker yaralanmış, 76 kişi AHC faal üyelerinden oluşan 400 kişi gözaltına alınarak Rusya’nın çeşitli hapishanelerine götürülmüş, 48 kişi kaybolmuştu.

AZATLIK KAN GÖLÜ

20 Ocak günü güneş Azatlık Meydanı’nı aydınlatırken herkes yakınlarını ve dostlarını aramak için sokak ve meydanlara inmişti. Bakü Azatlık Meydanı adeta bir kan gölünü andırıyordu. Tank paletleri altında ezilmiş insanlar, kana boyanmış caddeler, akıl almaz ve korkunç bir manzara arz ediyordu. Azerbaycan anaları bacıları, Azatlık Meydanı’nda yakınlarının cesetlerini ararlarken, şöyle ağıtlar yakıyorlardı:

Abşeron kan denizi,

Ağla karanfil ağla!..

 

Karanfil şehid kanı,

Ağla karanfil ağla!..

Ağla, inlet meydanı,

Ağla karanfil ağla!..


Cevanlara kıydılar,

Tanklar altda koydular.

Kanın içip doydular,

Ağla karanfil ağla!..

 

SÖZDE MEDENİ DÜNYA

Sözde insan hakları havarileri, demokrasi savunucuları hür ve medeni dünyanın gözleri önünde, Sovyet Kızıl Ordusu birliklerinin Ermeni Taşnak militanlarıyla birlikte gerçekleştirdikleri 20 Ocak Bakü katliamı unutulmayacak ve unutturulmayacaktır.

Azerbaycan halkının tarihine “Kanlı Yanvar (Ocak) Faciası” olarak geçen 20 Ocak 1990 tarihli olayların üzerinden 27 yıl geçti. Azerbaycan halkının tarihine, sadece ağıt ve acı ile hatırlanacak 20 Ocak, aynı zamanda Azerbaycan Türk halkının şan ve şeref günüdür.

İLK ŞEHİTLİK ZİRVESİ

O gün caddeleri boyamış şehit kanları, bir anlamda uyanan Türk milli ülkü güneşinin aydınlattığı kırmızı şafağının simgesiydi. O gün Sovyet ordusunun korkunç saldırısına karşı göğsünü siper eden Azerbaycan Türkü’nün kendi kimliğini ispat ederek, ülkesinin bağımsızlığı izliği ve istiklali yolunda ilk şehitlik zirvesiydi.

Azerbaycan'da bağımsızlık yolunda ağızlarından hep birlikte çıkan tek bir ses vardı: “Ya istiklal ya ölüm.” 20 Yanvar (Ocak) günü “Vatan sağ olsun” diye canlarını verenler, bağımsızlık ve hürriyet bayrağının yükselmesine kaide oldular.

Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez

Ruslar, Bakü’nün yerleştiği Abşeron Yarım Adası’nın kan gölünde boğulup giderken, Azerbaycan halkı, yaşadığı bu kanlı 20 Yanvar hadisesinden sonra, şairlerimizden Mehmet Emin Yurdakul’un;

“Bırak beni haykırayım…

Susarsam sen matem et,

Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,

Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir” dizelerindeki gibi

Azatlık Meydanı’nın gür sesi Şair Helil Rıza Ulutürk’ün;

“Azadlığı istemirem zerre-zerre, gram-gram

Kolumdaki zincirleri gıram gerek,

Gıram! Gıram!

Azadlığı istemirem bir hap kimi, derman kimi,

İsteyirem sema kimi!

Güneş kimi!

Cahan kimi!” diye haykırarak,

"Benim sınırlarım, Kars’tan başlayıp Edirne’de bitmez,

Hazar kıyılarından başlar, Viyana’da biter” dediler.

"Turan ülkesinin" bir sınır taşı olarak “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” diyen ve ilk Azerbaycan Türk Cumhuriyeti kurucusu Mehmet Emin Resulzade’nın ahtını yerine getirdiler.

Canlarını vatanı, milleti ve milletinin bağımsızlığı ve istiklali için veren aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimizi şükranla yâd ediyorum.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500