Advert

İslam dünyasının doğu kapısı Türkler

Afganistan’da Özbek, Hazara, Türkmen, Aymak, Afşar, Kazak, Kırgız, Karakalpak ve Halaç adlarıyla günümüzde de yaşamaya, daha doğrusu yaşam mücadelesi vermeye devam eden Türkler; yaklaşık 1900 yıl hâkim oldukları coğrafyada birinci etnik unsur olmalarına rağmen siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda etkin bir hakları olmadığı gibi temel insan haklarından da yoksunlar...

İslam dünyasının doğu kapısı Türkler

Ali Eşref UZUNDERE

Bursa Türk Ocağı Gençlik Kolları “Türkistan Yolunda Afganistan Türkleri” konulu panel düzenledi. Uludağ Üniversitesi Türk Dünyası Kültür ve Genç Kalemler Topluluğu üyeleri tarafından Türk Ocağı Bursa Şubesi koordinatörlüğünde Dede Efendi Salonu’nda gerçekleştirilen panelde Giresun Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Duman, “Terörün, Radikalizmin ve Emperyalizmin Kıskacında Yok Sayılan Afganistan Türklüğü” konulu bir sunum yaptı.

Terörün, radikalizmin ve emperyalizmin kıskacında yok sayılan Afganistan Türklüğü

Prof. Dr. Selçuk Duman, Afganistan’da Türklerin siyasal alanda organize olarak devlet kurma evrelerini bölgede emperyalist girişimlerin üzerinde durarak, İngiltere’nin Hindistan’ı kontrol altında almak adına Rusya ile anlaşarak tampon bölge oluşturduğu bildirdi. Afganistan ise Türklerin yoğun olarak yaşadığı kuzey Afganistan, Güney Türkistan ve Hazaracat bölgesinde coğrafi şartlar nedeniyle hiçbir zaman etkili olamadıklarını kaydeden Prof. Dr. Selçuk Duman, günümüzde Özbek, Hazara, Türkmen, Aymak, Afşar, Kazak, Kırgız, Karakalpak Halaç adlarıyla Türklerin yaklaşık olarak Afganistan nüfusunun yüzde 40’ını oluşturduğunu kaydetti. Afganistan Türklüğü nüfus olarak Afganistan’da birinci etnik unsur olmasına rağmen siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda yok sayılan ve haklarını alamayan bir toplum olarak ağır asimile, baskı ve terör olaylarına maruz kaldığını kaydeden Prof. Dr. Duman, Afganistan’ın jeostratejik önemi ve kuruluş sürecini kısaca ortaya koyarak, Afganistan’daki Türk varlığını tanımladı.

'Asya’nın Gözetleme Kulesi' Afganistan’da emperyalist girişimler

Afganistan’ın yeniden yapılandırılması için yapılan uluslararası görüşmeler ve bu görüşmelerde yer alan aktörler ile Afganistan’da Türklerin yaşadığı coğrafyada Afganistan Türklerine yönelik yapılan katliamlar, baskılar ve terörist faaliyetleri kaynaklar ölçüsünde değerlendiren Prof. Dr. Selçuk Duman, şunları kaydetti:

“Ortadoğu Hindistan ve Kafkasya’nın ulaşım güzergâhında ve kesişme noktasında olan Afganistan; tarihi ipek yolu üzerinde bulunmaktadır. ‘Stratejik Yol’, ‘İmparatorlukların Geçiş Yolu’, ‘İpek Yolu Kavşağı’, ‘Hindistan Kapısı’, ‘İslam Dünyasının Doğu Kapısı’, ‘Medeniyetler Kavşağı’, ‘Asya’nın Kalbi’, ‘Dünya Ticaret Merkezi’ gibi tabirler ile de tanımlanmış olup, “Asya’nın Gözetleme Kulesi” olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca Afganistan, Türkistan, Hindistan ve Çin arasında stratejik koridor olan Vahan koridoruna sahip olmakla birlikte dünyanın ikinci büyük sıradağları olan Hindikuş dağları ile kuzey güney olarak doğal bir bölünmüşlüğe sahiptir.

Afganistan’daki bu doğal ve coğrafi bölünmüşlük o kadar kesin çizgilerdir. Bölgelere göre yoğunlaşan etnik ve dini bölünmüşlüğü beraberinde getirdiği için günümüze kadar büyük uğraşılar verilmesine rağmen bir ulus ve ulus devlet yaratılamamıştır."

TAMPON BÖLGE

Afganistan Devleti’nin 1747 yılında İngiltere’nin Avrupa ve Amerika kıtasında üstünlüğü ele geçirmesini takiben Hindistan’a yönelmesi ve Rusya’nın Türkistan üzerinde emperyalist yayılması üzerine iki ülkenin karşı karşıya geldiğini, İngiltere'nin Peştunlara dayanan bir Afgan devletini tampon bölge olarak kurdurduğunu ve Rusya ile yaptığı antlaşma ile bunu Rusya’ya kabul ettirdiğini kaydeden Prof. Dr. Duman, günümüzde ise Peştunlar üzerinde İngiltere, ABD ve Pakistan maharetiyle Afganistan devleti yaşatmaya ve kontrol edilmeye çalıştığını söyledi.

Anadolu içinde ilk siyasal organizasyonu kuran Türk boyu

Kuzey-güney olarak Hindikuş dağları ile ikiye bölünmüş olup Afganistan’ın doğusundaki Vahan koridorundan en batısındaki Herat şehrine kadar uzanan ve bugün Kuzey Afganistan olarak tanımlanan coğrafyanın Büyük Türkistan’ın tabii bir parçası olduğunu, günümüzde literatüre Afgan Türkistan’ı ya da Güney Türkistan olarak geçen bu coğrafyanın 'Katağan ve Türkistan' adıyla Afganistan resmi idari yapılanmasında da yer aldığını kaydeden Prof. Duman, Katağan bölgesinin merkezinin Kurduz, Türkistan bölgesinin merkezinin Mezar-ı şerif vilayeti olduğunu, bu bölgede nüfusun baskın çoğunluğunun da halen Türklerden oluştuğunu ve kendilerini Afgan olarak nitelendirdiklerini belirtti.

SİYASAL ORGANİZASYON

2004 yılı nüfusları dikkate alındığında, Kuzey Afganistan (Güney Türkistan) ile Merkezi Afganistan’da (Hazaraçat bölgesi) nüfusun yüzde 80’inin Türklerden oluştuğunu ifade eden Prof. Dr. Selçuk Duman, Hazaracat bölgesinde yaşayan Hazara Türklerinin Afganistan nüfusunun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturduğunu ve Afgan tabirini kullandıklarını bildirdi. Bu coğrafyada Türklerin siyasal anlamda bir organizasyon haline gelmeleri ve bölgede hâkimiyet kurmalarının,  diğer Türk bölgelerinde olduğu gibi M.Ö. 125 yılında İskit/Saka Türkleriyle başladığını, İskitlerin bugünkü Kazakistan’dan başlayarak Karadeniz’in kuzeyi ve Anadolu içinde ilk siyasal organizasyonu kuran Türk boyu olduğunu bildiren Prof. Dr. Duman, Afganistan’daki siyasi organizasyonun başlangıcı diğer Türk bölgeleriyle uyumlu bir seyir ve akademik anlamda bir tutarlılık bulunduğunu, İskit Türklerinin hâkimiyeti M.S 40 yılına kadar devam ettiğini kaydetti.

Afganistan'da emperyalist girişimler

“Bölgede 40-425 yılları arasında Kuşanlar, Kuşanlardan sonra Büyük Hun İmparatorluğu, Hun İmparatorluğu'nun dağılmasıyla birlikte Ortadoğuya geçen Akhun/Eftalitler ve 425 yılında Halaç Türk hâkimiyeti başlamış ve 7 yüzyıla kadar devam etmiştir” diyen Prof. Duman, günümüzde Afganistan’da yaşayan Türklerin yaşadıkları bölgeler hakkında açıklamalarda bulunarak, Afganistan’daki emperyalist girişimler konusunda şunları kaydetti:

“Afganistan’ın kurulmasından günümüze bu ülkede emperyal girişimleri olan devletler İngiltere, Rusya, İran, Pakistan, ABD ve Çin’dir.  Elbette bu ülkeler dışında Afganistan ile ilgilenen devletler de bulunmaktadır. İngiltere; 1783 yılında Amerika’daki hâkimiyetini kaybettikten sonra Hindistan’a yönelmiş ve “East Indian Company” şirketi aracılığıyla bu bölgeye yerleşmiştir. 1801 yılında İran ile yapmış olduğu antlaşma ile de Hindistan ve Afganistan’a inecek Fransız tehdidine karşı işbirliği yapmıştır. Akabinde Bengal ve Karmatik bölgelerindeki kolonileri vasıtasıyla Babur Türk Devleti'ni Hindistan’da zayıflattıktan sonra 1803 yılında Hindistan’ın kontrolünü önemli ölçüde ele geçirmiştir.

Rusya, 1828 Türkmençay Antlaşması sonrası Kafkasya’da etkili hale gelmesi ve Batı Türkistan’a yönelik faaliyetleri nedeniyle İngiltere, Palmerston’un kaleminden McNeill’e 1830’larda göndermiş olduğu yazıda 'Afganistan’a yönelik işgal hareketinde İngiltere’nin seyirci kalmayacağı' bildirilmiştir.

70 BİN KİŞİ KATLEDİLDİ

1838 yılında da Afganistan’a müdahale ederek Hindistan Genel Valisi Lord Eden Auckland’ın emriyle Mayıs 1838 tarihinde Afganistan’a bir ordu göndermiş, Dost Muhammed’i tahttan indirmiş yerine Şuca’ül Mülk’ü başa geçirmiştir. Afganistan da bu müdahaleye karşı 1841 yılında İngilizlere karşı başkaldırı olmuş ve İngilizlerin Kabil garnizonuna saldırılmıştır. Bunun üzerine İngilizler, bu başkaldırı nedeniyle yaklaşık 70 bin kişiyi katletmişlerdir. İngiltere, Afganistan’ı Rusların Hindistan’a yönelik faaliyetlerini önlemek için tampon bölge olarak gördüğü için bu olaya bu şekilde sert karşılık vermiş hatta 1878-1879 ve 1919 yıllarında da Afganistan’a müdahalelerde bulunmuştur. İngiltere bu müdahalelerle Afganistan’da kendine itaat eder emirlerle 1919 yılına kadar doğrudan, 1919 yılı sonrası ise dolaylı olarak kontrolü elinde tutabilmiştir.”

RADİKAL ÖRGÜTLERİN YÖNLENDİRİLMESİ

II. Dünya savaşı sonrası ise ABD, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın birlikte hareket ettiği eylem planının içinde İngiltere’nin de yer aldığını, en son NATO çerçevesinde Afganistan’a yapılan operasyonda da bölgede yer alan radikal örgütlerin yönlendirilmesinde en etkili ülkelerden biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Selçuk Duman,  sözlerini şöyle sürdürdü:

“Rusya ise I.Petro’dan itibaren (1682-1772) Hint okyanusuna ulaşmayı milli bir strateji olarak benimsemiştir. I.Petro vasiyetnamesinde; İsveç’ten mümkün olduğunca toprak alınması gerektiğini, ticaretin sürdürebilmesi için İngiltere ile iyi ilişkilerin devam ettirilmesini, Kuzeyde aralıksız olarak Baltık denizi boyunca, güneyde Karadeniz kıyıları boyunca genişlemesi gerektiğini ve mümkün olduğunca İstanbul ve Hindistan’a yaklaşılmasını, İran Körfezine ulaşılmasını, Suriye yoluyla yakın doğu ticaretin gelişmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu nedenle bölge ile ilgisi her zaman var olmuştur.

1828 yılında İran’ı yenerek Türkmençay Antlaşması’yla etkisiz hale getirdikten sonra 1859'da Kafkasya Müslümanlarını, 1866'da Yesi ve Taşkent’i, 1867’de Buhara’yı, 1868 de Semerkant’ı, 1873 yılında ise Hive’yi kontrol altına almış ve Afganistan üzerinden Hindistan’ı tehdit etme yönünde faaliyetle geçmiştir. Ancak İngiltere'nin bölgede etkili olması nedeniyle Rusya II. Dünya Savaşı sonrasına kadar Afganistan’da istediği sonucu alamamıştır.

SOVYET RUSYA'NIN İLGİSİ

II. Dünya Savaşı sonrası İngiltere’nin savaşın yaralarını sarmak için dünya liderliğinden kendi rızasıyla ABD lehine çekilmesi ve ABD’nin de bu dönemde Afganistan ile yeterince ilgilenmemesi üzerine Sovyet Rusya, Afganistan ile yakından ilgilenmeye başlamıştır. 1954 yılında Afganistan ile 3,5 milyon dolarlık kredi antlaşması yapmış, 1955 yılında da Kruşçev Afganistan’ı ziyaret etmiş ve 100 milyon dolarlık yardımda bulunmuştur.

Sovyet Rusya 1961 yılına kadar Afganistan’da petrol aramaları, havaalanı ve yol yapımı için 150 milyon dolar, silah ve mühimmat için ise 100 milyon dolar yardımda bulunmuş, 50 bin kişilik Afgan ordusunu donatmıştır. Ayrıca Afgan subaylarının Sovyet Rusya’da askeri eğitim almasını sağlamıştır.”

Milli kimlik ve dil birliği

Konuşmasının sonunda İran, ABD, Pakistan, Çin’in Afganistan Türklerine yönelik uyguladıkları baskı asimilasyon ve katliamlarını anlatan Prof. Dr. Duman, sözlerini şu sözlerle noktaladı:

“Afganistan’da Özbek, Hazara, Türkmen, Aymak, Afşar, Kazak, Kırgız, Karakalpak ve Halaç adlarıyla günümüzde de yaşamaya, daha doğrusu yaşam mücadelesi vermeye devam eden Türkler; yaklaşık 1900 yıl hâkim oldukları coğrafyada birinci etnik unsur olmalarına rağmen, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda etkin bir hakları olmadığı gibi temel insan haklarından da yoksun bulunmaktadırlar. Afganistan Türklerinin ulusal ve uluslararası alanda haklarını elde edebilmeleri için milli kimlik, dil birliği ve siyasal anlamda birlikte hareket edebilme kabiliyetlerine ulaşmaları gerekmektedir.”

BİRLİK BERABERLİK MESAJLARI

Panelistlerin konuşmalarından sonra Uludağ Üniversitesi Konservatuarı öğretim Üyesi ve TUDAM Başkanı Doç. Dr. Erdem Özdemir ve saz arkadaşlarının sunduğu “Türk Dünyasından Müzik Esintileri ile devam eden program, plaket takdiminden sonra Türk dünyasından milli kıyafetli gençlerden kendi şiveleri ile birlik beraberlik mesajları ile sona erdi.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500