Advert

HAMDIM PİŞTİM TÜRKEŞ'İN TAPUSUNDA ÜLKÜCÜ OLDUM

Kendi deyimiyle; lise öğrencisiyken Ülkücü dünya görüşü ile tanışmış Metin Kaplan… Kendisini tanımlarken de "Türkeş’in tapusunda/Ülkücü oldum Ocak’ında. Hamdım, çiğdim, piştim, yandım Elhamdülillah… Bir sıradan insanım" diyor.

HAMDIM PİŞTİM TÜRKEŞ'İN TAPUSUNDA ÜLKÜCÜ OLDUM

 

Ali Eşref UZUNDERE

Sabıkalıydı, mesleği, işi ve sermayesi yoktu. Hatta o cezaevindeyken önce annesi, sonra da babası vefat ettiği için başını sokacağı bir evi bile bulunmuyordu. Ortada kalakalmıştı. İşsiz güçsüz ve parasızdı. Fakat gönlü ve kafası büyük ideallerle doluydu. Daha nice özelliklere sahip ‘sıradan insan’ Metin Kaplan’a biz sorduk, o yanıtladı…

Metin Kaplan kimdir, kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

“Metin Kaplan sıradan bir adamdır. Yunus Emre Hazretleri’nin buyurduğu gibi; ‘Bir avuç toprak, biraz da suyum ben. Neyimle övüneyim, işte buyum, ben.’ Babaanne Kafkas göçmeni (Çerkes), dede Kosova/Piriştina muhaciri (Arnavut), anneanne Girit göçmeni, dede Trabzon Sürmeneli… 'Devlet-i Âli Osman' bakiyesi bir Türk olarak, 1954 yılı Şubat ayının çok soğuk bir kış günü, Samsun İli, Bafra İlçesi’nin Lengerli Köyü’nde dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak doğdum. ‘Ete kemiğe büründüm. M. Metin Kaplan olarak göründüm.’ İlköğrenimi Bafra Mithat Paşa İlkokulu'nda, orta ve lise tahsilimi Bafra Lisesi'nde tamamladıktan sonra, 1973/74 eğitim/öğretim döneminde Bursa İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi'ne gelmiş, sıradan bir insanım. Lise öğrencisiyken Ülkücü dünya görüşü ile tanıştım. ‘Türkeş’in tapusunda/Ülkücü oldum Ocak’ında.’ Hamdım, çiğdim. Piştim, yandım Elhamdülillah.”

10 YIL 5 AY 22 GÜNLÜK ‘ÇİLE’

Ben Mahmut Metin Kaplan’ı biraz daha tanıtmak istiyorum. 12 Eylül 1980 döneminde Bursa-İstanbul DGM-Bursa Mahkemeleri’nde yargılandı ve toplam 19 yıl 8 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı. Sırasıyla Bursa, İstanbul/Üsküdar-Paşakapısı, Bursa, Eskişehir, Afyon ve Bartın hapishanelerinde 10 yıl 5 ay 22 gün ‘çile’ çekti. Bu sürenin her anını; ruhunu korumak için ibadet-dua ederek, aklını korumak için okuyarak, dünyadan kopmamak için televizyon seyrederek, ya da dinlenmek için uyuyarak geçirdi. 1986 yılının 13 Ocak günü, Bartın Özel Tip Cezaevi’nden ‘çilesi dolduğu’ için tahliye edildi.

ANNE VE BABASINI  CEZAEVİNDE İKEN KAYBETTİ

Sabıkalıydı, mesleği, işi ve sermayesi yoktu. Hatta o cezaevindeyken önce annesi, sonra da babası vefat ettiği için başını sokacağı bir evi bile bulunmuyordu. Ortada kalakalmıştı. İşsiz güçsüz ve parasızdı. Fakat gönlü ve kafası büyük ideallerle doluydu. Tahsilini tamamlamak bahanesiyle daha geniş maddî ve manevî imkânlara sahip olan Bursa'ya gelip yerleşti. Kantincilik başta olmak üzere kitapçılık, kitap ve radyo yayıncılığı gibi işlerle meşgul olduktan sonra, ömrü boyunca ve özellikle cezaevinde okuduklarıyla bunlardan çıkardığı sonuçları; mensubu olmaktan şeref duyduğu Türk Milleti ile paylaşmak için yazmaya karar verdi.

YAZMAKTAN HİÇ VAZGEÇMEDİ

Önce yarım kalan tahsilini Uludağ Üniversitesi İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlayarak 1994 yılında mezun oldu. Bu arada, Ortadoğu Gazetesi'nde aralıklarla toplam üç buçuk yıl köşe yazıları yazdı. Peş peşe yazdığı yazılarla PKK’nın arkasında ABD’nin olduğunu ispatlamaya çalıştı. Ancak köşesi ve kalemi elinden alınarak, Ortadoğu Gazetesi’nden kovuldu! Ancak yılmadı, yazmaktan da vazgeçmedi. Kitaplar yazmaya başladı. Teşkilat ve İdare (1992), Ülkücü Dünya Görüşü-1 (1996), Ülkücü Dünya Görüşü-2 (2000), Matruşka/Kurşun Adres Sormaz (2002), Corps/Sarı-Kırmızı-Yeşil (2004), Desise/Abdi İpekçi Suikastı(2005), Fent/Orgeneral Eşref Bitlis Suikastı(2012) adlı kitapları yayınlandı.

100 yılı iyi  değerlendiremedik

Ülkemizin içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Ülkemiz gündeminde hep var olan ve konuşulan bir şey var, Lozan Antlaşması… Lozan Barış Antlaşması; 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre'nin Lozan şehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle, İngiltere (Birleşik Krallık) Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika ve Yugoslavya temsilcileri tarafından, Leman gölü kıyısındaki Beau-Rivage Place (Palas) otelde imzalanmış çok taraflı bir barış antlaşmasıdır... Lozan Antlaşması görüşmelerine katılan Türk heyetinin başında İsmet İnönü vardır. Heyetin İkinci Başkanı Dr. Rıza Nur’dur… Antlaşmayı imza edecek taraflar çok fazla olduğundan heyetler geliyorlar antlaşmayı imzalayıp çıkıyorlar… Sıra bizim heyete geliyor, bizim heyet gelip antlaşmayı imzalayıp salondan çıkarken, İsmen İnönü, Dr. Rıza Nur’un koluna girip diyor ki; ‘Yüz yıl vakit kazandık.’ Şimdi ülke olarak yaşadığımız bu günler, İnönü’nün söylediği o yüz yılın dolduğu günlerdir.

ATATÜRK’TEN SONRA KÖTÜ İDARE EDİLDİK

Gerçi aradan 90 küsur yıl geçti, yaklaşık olarak yüzyıl olarak söylüyorum. Bu yüzyılı Türkiye Cumhuriyeti Devleti iyi değerlendiremedi. Ülkemiz, Atatürk’ün ölümlünden bu yana kötü idare edildi. İyi idare edilmiş olsaydı, bugün dünyanın sayılı birkaç devleti arasında olurdu… Bugün yaşadıklarımız, o yüzyılın dolduğunun göstergesidir. Lozan’da İngiltere’nin Türkiye’den birtakım istekleri oluyor. Bu istekler, Türkiye tarafından reddediliyor. Bunun üzerine İngiltere’nin Lozan’daki heyetinin başkanı Lord Curzon isteklerin yazılı olduğu kâğıdı katlayıp cebine koyduktan sonra İnönü’ye;  ‘Paşa Paşa bu kâğıdı şimdilik cebime koyuyorum. Gün gelecek cebimden çıkarıp önünüze koyacağımız bu isteklerimizi siz teker teker yerine getireceksiniz’ dediği de söyleniyor. Bu anlattıklarımın ikisi de doğrudur. Şu anda Lozan’da kazandığımız zamanın tam sınırındayız. Bir Türk milliyetçisi olarak bunu yüreğim kan ağlayarak söylüyorum: Türkiye’de maalesef deniz bitti. İnşallah, yanılıyorumdur. Türkiye ya var olacak ya da bölünecek. Ülkemiz bu ikilemin tam ortasındadır.”

Darbe teşebbüsüyle ilgili cevaplanması gereken sorular var

15 Temmuz darbe girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Çok zor bir soru. Bu soruya ben inandığım gibi cevap versem, ben de zora girerim, siz de, gazeteniz de… Öncelikle şunu açık ve net olarak belirtmeliyim. Ben cemaatçi veya moda tabirle paralel yapı mensubu değilim, hiçbir zaman da olmadım. Ben Ülkücüyüm hem de TÜRKEŞÇİ bir ülkücüyüm, bunu da cümle âlem bilir. 27 Mayıs 1960 darbesinin merkezinde bulunmuş olan merhum Başbuğumuz Alparslan TÜRKEŞ, ‘askerî darbelerle ilgili olarak’ şöyle demektedir: ‘Ben 27 Mayıs tecrübesini geçirdikten sonra, o kanaate vardım ki, ihtilâl yoluyla bir memlekete hizmet etmek mümkün değildir. Ne kadar eksik, ne kadar aksayan tarafları olursa olsun hukuk yoluyla bir memlekete, bir millete hizmet en iyi yoldur... İhtilâl otoriteyi yıkar, anarşi başlar. Bu anarşiyi durdurmak, yeniden otoriteyi ve düzeni kurmak çok güç bir meseledir ve memleket bundan zarar görür. Bunun ben içinde bulundum, fiilen yaşadım, memleketin aydınlarına, vatansever insanlarına tavsiyem şudur; en kötü hukuk nizamı, en iyi ihtilâlden iyidir.’

TALAT AYDEMİR AYAKLANMALARINA BENZİYOR

Benim elimde devletin elinde olan bilgiler yok. Ancak kendi bilgilerimle, tarihteki olayları karşılaştırıp bağlantılar kurarak, konu üzerinde bir analiz yapıyorum. Yaptığım analize göre, 15 Temmuz darbe teşebbüsü, bana, Talat Aydemir ayaklanmalarının hemen hemen aynısı gibi geliyor. Yani Türkiye’de bir darbe hazırlığı olmuş, bu darbe hazırlığını iktidar bir şekilde öğrenmiş, bir taraftan darbeyi engelleyerek, bir taraftan da kontrollü olsun, çok fazla zayiat olmasın diye biraz da yol vererek, bir şeyler olmuş gibi geliyor. Sadede geleyim. Bu darbe teşebbüsünde dikkatimi çeken bazı izaha muhtaç hususlar var. Darbe teşebbüsünde bulunanlar; tanklarla Boğaz köprülerini, daha darbe teşebbüsü başlamadan saatler evvel neden ulaşıma kapattı? Niçin iki taraflı değil, tek taraflı ve sadece Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçişleri kapattılar? Boğaz köprülerine bu müdahaleyi neden yaptılar? Yapmakla ne kazandılar? Yapmasaydılar ne kaybederlerdi? Bunun, mantığını anlamakta zorlanıyorum.

BİR HATA PEŞPEŞE İKİ DEFA YAPILIR MI?

Devlet ve Hükümet yetkilileri; bu darbe teşebbüsü ortaya çıktığı ilk anda, bu yapıyı nasıl teşhis ettiler ki, anında cemaate ve/veya paralel yapıya bağladılar? Türkiye bu durumu, Ergenekon soruşturmaları sırasında yaşamadı mı? Bir hata peşpeşe iki defa yapılır mı? Yapılır ise bu hata sayılabilir mi? Başka hiçbir maksadım yok, sırf merak ettiğim için soruyorum, her YAŞ’ta sırf namaz kıldığı veya oruç tuttuğu için yüzlerce subay ve/veya astsubayın TSK ile ilişiği kesilirken; ‘cemaat’, ‘paralel yapı’ TSK’da nasıl bu kadar örgütlenebildi? Darbe teşebbüsünün üzerinden henüz 24 saat geçmişken hangi soruşturma ve tahkikata, alınan hangi ifadelerle toplanan hangi delillere dayanarak bu kadar insanın gözaltına alınmasına karar verilebilmiştir? Biliyorum, ‘Geciken adalet, adaletsizliktir’ amma bu ne hız, bu kadar bilgi ve belge ne zaman ve nasıl toparlandı, değerlendirildi? Daha izaha muhtaç pek çok soru var.

DARBECİYE, MECLİS’İ BOMBALAMAK NE GETİRİR?

Konuya biraz da değişik bir açıdan; kriminoloji ya da suç bilimi açısından yaklaşıp bakarsak, ‘darbe teşebbüsü gerçekte kime/kimlere hangi menfaati/menfaatleri temin etti’ sorusuna cevap vermek zorundayız. 15 Temmuz’da TBMM bombalandı. Şimdi kendi kendime oturup düşünüyorum ve soruyorum, Meclis’in bombalanmasının kime ne yararı oldu diye… Kendimi darbecilerin yerine koyup, empati yapıyorum; darbeciye Meclis’i bombalamak ne getirir diye soruyorum. Bir cevap bulamıyorum. Fikrimi eğip bükmeden dümdüz ifade edeyim. Bana kalırsa durumun özü şudur: Devlet ve Hükümet yetkilileri birtakım askerlerin darbeye teşebbüs edeceklerini önceden haber aldılar. Buna karşı alınabilecek bütün tedbirleri alıp, ‘Yapsınlar da görelim. Ezer geçeriz’ modunda, olacakları beklemeye başladılar. Darbeciler harekete geçince onlar da tedbirleri hayata geçirdiler. Ve Türkiye, içinde bomba olmasından şüphelenilen paketlerin bomba imha ekibi tarafından kontrollü olarak patlatılması gibi ‘kontrollü bir darbe teşebbüsü olayı’ yaşamış oldu. Gerçi bazı yerlerde durum kontrol dışına çıkmadı da değil ama olur böyle şeyler(!)… ‘Devlet teşkilâtında’ yapılmak istenilen çok büyük dönüşüm ve muhalif tasfiyesini hiçbir ciddi muhalefete maruz kalmaksızın yapabilmenin lüksü ve rahatlığı her şeye değer(!)”

Eğer Bahçeli iktidarla işbirliği yapmasaydı…

Peki, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından durup dururken gündeme getirilen ‘anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi’ konusunda ne söylersiniz?

“Ben kendi anladığımı söylüyorum. Parti içi muhalefet Devlet Bahçeli’yi öyle sıkıştırdı, öyle sıkıştırdı ki, iktidarla işbirliği yapmak zorunda kaldı. Devlet Bahçeli eğer iktidarla işbirliği yapmamış olsaydı, parti içi muhalefet Devlet Bahçeli’yi de ekibini de MHP Genel Merkezi’nden silip süpürecekti. Böyle bir mecburiyet Devlet Bahçeli’yi iktidarla işbirliği yapmaya zorladı. Benim bu söylediklerim bir bilgiye dayanmıyor. Bilgi kırıntılarını bir araya getirdiğimde ortaya çıkan sonuç budur. Bahçeli’nin bu kadar iktidar, genel başkanlık hırsını başka türlü anlamak mümkün değil. Ben Bahçeli’nin başkanlık sistemini destekleme sebebi olarak bunu görüyorum. Gerisi hikâyedir. ‘Yok, efendim memleket sıkıntıdaymış, bu sıkıntıyı atlatması için milliyetçilerin hiçbir menfaat beklemeden devleti, dolayısıyla hükümeti desteklemesi gerekiyormuş’, bunların hikâye olduğuna inanıyorum. Devlet Bahçeli sırf genel başkanlığı elinde tutabilmek için iktidarla bu işbirliğini yaptı.

ÇELİŞKİYİ İZAH ETMELİ

Çok basit bir ifadeyle söylersek; ‘koltuk bende kalsın, alın başkanlık da sizin olsun’ dedi… Çünkü başkanlıkla ilgili daha önce söylediği çok ciddi beyanları, ifadeleri var. Bu ifadelerden dönüşün başka izahı yok. Neler neler söylediğinin hepsinin kayıtları her yerde var. Şimdi bu kadar şeyleri söyleyen adamın, birden bire dönüp de ‘başkanlığı destekliyorum, hadi getirin Meclis’e çıkaralım’ demesini izah etmesi lazım. Benim izahımı kabul etmiyorsa veyahut da benim gibi düşünenlerin izahlarını kabul etmeyecekse; kendisinin çıkıp iki beyanı arasındaki çelişkiyi izah edip, hepimizi ikna edecek bir açıklama yapmak durumundadır.”

Sizce Bahçeli’nin bu ani çıkışla amacı ne olabilir?

“Bakınız MHP, Ülkücü hareketin siyasi organizasyonudur. Dolayısıyla MHP’nin başında bir Ülkücü olması gerekir.”

(YARIN: DEVLET BAHÇELİ ÜLKÜCÜ DEĞİL Mİ?)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500

porno porn porno sikis sikis porno