Advert

Gün birlik ve dayanışma günüdür

Ayet-i kerimede yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerin Allah katındaki mertebeleri pek büyüktür. Muradına erecek olanlar da onlardır.”

Gün birlik ve dayanışma günüdür
 
 
Hadis-i şerifte ise Resûl-i Ekrem (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin. Allah’tan, bela ve musibetlerden uzak kalmayı isteyin. Fakat düşmanla karşılaştığınız zaman da sabredin. Ve bilin ki cennet kılıçların gölgeleri altındadır.”
 
Aziz Müminler! Millet olarak nice badirelerden geçtik. Bizi tarih sahnesinden silmek isteyenler hiçbir zaman bu emellerinden vaz geçmedi. Ancak her karış toprağı şehitlerimizin mübarek kanıyla sulanan vatanımıza göz dikenler, milletimizi parçalamak isteyenler dün olduğu gibi bugün de kaybetmeye mahkûmdur. Zira bizleri düşmanlarımıza karşı muvaffak kılan muazzam bir gücümüz vardır. Bu gücümüz, Allah’a olan sarsılmaz imanımız, din-i mübin-i İslam’a olan gönülden bağlılığımız, vatanımıza, ezanımıza, bayrağımıza ve bağımsızlığımıza olan sevdamızdır.
Kıymetli Müslümanlar!
Müslüman, barış ve esenlik duygusunu kendisine bahşeden Allah’tan alır. O’na teslim olarak etrafına barış ve esenlik dağıtır. Bununla birlikte müminler, İslam dininin mukaddes ve dokunulmaz kabul ettiği değerlerin çiğnenmesine, yurt ve yuvaların işgal altına alınmasına asla rıza göstermez. Bozulan dengeleri düzeltmek, barış ortamını tesis etmek ve adaleti sağlamak için onurlu bir mücadele verir. Nitekim kahraman milletimiz, hep bu yolda mücadele vermiştir. Daima barışın temini, güven ortamının inşası için çaba göstermiştir. Hiç kimsenin toprağına göz dikmemiş, ancak kendi vatanına göz dikenlere, iman dolu göğsünü siper etmiştir. Vatanını çiğnetmemiş, bayrağını indirtmemiş ve ezanlarını dindirtmemiştir.
 
ÖYLE BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ Kİ
Değerli Müminler! Günümüz dünyası maalesef, karanlık tuzakların kurulduğu bir yer haline getirilmiştir. Masum insanlar yuvalarından sürülmüş, körpecik çocukların cansız bedenleri sahillere vurmuştur. İslam coğrafyasının dört bir köşesinde ateş çukurları açmak isteyenler, fitne, terör ve ihanet silahlarıyla kardeşi kardeşe düşürmüştür. Türlü hile ve desiselerle, plan ve tuzaklarla varlık ve bekâmız, istiklal ve istikbalimiz hedef alınmıştır.
Aziz Müslümanlar!
Bütün zorluklara rağmen kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla, milletimizin her bir ferdi, yeryüzünde kötülüğün son bulup iyiliğin hâkim olması için çaba gösterecektir. Karanlık oyunları feraset ve basiretiyle bozacaktır. Dün olduğu gibi bugün de çaresizlerin çaresi, kimsesizlerin kimsesi, mağdurların ve mültecilerin ümidi olmaya devam edecektir.
 
TAVİZ VERİLMEZ HALLER
Bizler, gerektiğinde aç ve susuz kalırız; ancak hürriyet ve bağımsızlığımızdan, izzet ve şerefimizden asla taviz vermeyiz. Vatanımıza ve mukaddesatımıza, birliğimize ve beraberliğimize yönelik saldırılara her türlü fedakârlığı göstererek karşı dururuz. Bu cennet vatanımızın bir karış toprağını bile asla düşmana teslim etmeyiz.
Muhterem Müminler!
O halde, bizi birbirimize düşürmek isteyenlere fırsat vermeyelim. Gönüllerimizi iman kardeşliğiyle kenetlemeye devam edelim. Terörü, fitne ve fesadı körüklemek isteyenlere karşı uyanık olalım. Azmimizi, muhabbetimizi, birliğimizi, dirliğimizi zedeleyecek her türlü söylem ve eylemden uzak duralım.
Geliniz, bu mübarek Cuma gününün şu icabet vaktinde Rabbimize hep birlikte niyaz edelim:
Yâ Rabbi! İzzet ve onurumuza, istiklal ve istikbalimize kastedenlere, varlığımıza ve vatanımıza göz dikenlere fırsat verme!
Ülkemizin güvenliği, milletimizin huzuru, bölgemizin barış ve selameti için sefere çıkan kahraman ordumuza yardım eyle!
Askerlerimizi ve güvenlik güçlerimizi her türlü tehlike ve tuzaklardan muhafaza eyle! Fesadı ve terörü ortadan kaldırmak için çıktığımız bu yolda bizleri nusretinle ve kudretinle muzaffer eyle!
1 Tevbe, 9/20.
2 Buhârî, Cihâd, 112; Müslim, Cihâd ve siyer, 20.
 
Aşk en çok adanmak ister sevdiğine gelmişse, Onun mührü ile mühürlenmiş, Onun ismi ile işlenmiş ise öpüp koklayıp “başım üstüne” diyebilmektir Aşk. Fedakarlık ister, sadakat ister en çok, adanmak ister sevdiğine. 
 
Biz aşktan südur ettik,
Aşk üzerine yaratıldık,
Aşka doğru yöneldik,
Aşka verdik gönlümüzü. 
(İbn Arabî) 
 
Aşk kelimesi lügatte ‘Bir kimsenin kendini tamamen sevdiğine vermesi, sevdiğinden başka güzel görmeyecek kadar ona düşkün olması’ anlamına gelir. Her nereye baksa sevgiliyi görür; Züleyha’nın her şeyi Yusuf suretinde görmesi gibi. 
       Sarmaşık anlamına gelen ‘aşeka’ ile de yakından ilgilidir. Ağacı çepeçevre sarar, adeta onunla bir olur, fenâ bulur sevdiğinde. 
       Ayrıca hem tatlı hem ekşi olan meyveye de ‘uşuk’ denilir. 
        Hani şu nikah masalarında ‘Acısıyla, tatlısıyla, herşeye rağmen, bütün zorluklara, katmerli çilelere rağmen vazgeçmeyeceğim.’ diye söz vermek gibi aslında.
        Yunus Emre’nin ‘Hoştur bana senden gelen; kahrın da hoş, lütfun da hoş.’ dediği gibi.
        Öyle bir duygu ki; gelen her ne ise, eğer ki Sevgili’den gelmişse, Onun mührü ile mühürlenmiş, Onun ismi ile işlenmiş ise öpüp koklayıp “başım üstüne” diyebilmektir Aşk. Fedakarlık ister, sadakat ister en çok, adanmak ister sevdiğine. 
        Bundan mülhem değil midir ki; suyu, arşı, arzı ve insanı Aşk ile yaratan kendini el-Vedud olarak tanıtırken insanı da ‘Oku!’ emrine muhatap kılmıştır.
       Yani aşk ile yaratılmış gözlerinle bir daha, bir daha bak kendine! Bul içinde saklı olan özü. 
       Aşk ile tekrar ve tekrar oku Sevgiliyi, yeri, göğü, kuşu, börtü böceği…
       Bir çatlak bulamazsın. Göremezsin ne bir uyumsuzluk, ne bir aks-i seda.
       Oku!
       Muhammedin muhabbetten hasıl olduğunu oku.
       Doğan güneş, baharda toprağa düşen cemre, bülbülün güle kasidesi, , yağmurun pencerende süzülen taneleri sana Sevgilinin aşkını fısıldıyorsa daha da dikkatle aç kulaklarını ve sinene dolmak isteyen duyguya müsaade et.
      Müsaade et ki; ölmüş bir köpeğin beyaz dişleri, gecenin bir yarısında şiddetle irkildiğin şimşeğin sesi de aşkı fısıldasın usulca.
      Üstesinden gelebileceğini hiç ümit etmediğin sıkıntıyı, derdi, kederi senin alnına yazan kalemin mürekkebinin sahibini hatırladığında izin ver aşka. Dolsun sinen, ona aşkı dolduranla.
      Ve sonra o mürekkeple sen de doldur hokkanı.
      Evvela sana aslını unutturacak olan nefsini sat pazarlarda.
      Sonra yaz kalbine. Çok değil, sadece üç harf, beş nokta : عشق
    Hem bilmez misin, mürekkep kadar kamışınının da vatanı Aşktır.
     Aşka daldır sen de kamışını ve sana kalem ile yazmayı öğreteni yaz,  ondan bihaber gönüllere.
    Sinan’ın Selimiye’ye yazdığı gibi yaz.
Yakub’un Yusuf’un gömleğine yazdığı gibi.
Ferhad’ın dağlara yazdığı gibi yaz.
    Fatih’in İstanbul’ a yazdığı gibi. 
    Yeni doğmuş bir bebeğin gamzesine kondur şu üç kelimeyi; Ah minel Aşk…
Hayy’dan gelip Hu’ya giderken her canlı; toprağına ilmek ilmek aşkı işleyeni, toprağın üstündeyken aşk ile hatırından çıkarmaz ise, yine aşk ile düşer toprağa. Hani dedik ya, çok değil; üç harf yalnızca.
Başta, ortada ve sonda.
    ‘Biri dedi,
    İlk nokta aşktır.
    Ve öbürü dedi,
     Aynı zamanda
     Son nokta…’ (S.Karakoç)
 
Nikâhta şahitliğin hükmü nedir?
 
Nikâh akdinin geçerli olmasının şartlarından biri de nikâhın şahitler huzurunda akdedilmesidir. En az iki şahit bulunmadan kıyılan nikâh akdi geçerli değildir. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.); “Şahitler olmadan kıyılan nikâh geçerli olmaz” (Tirmizi, Nikâh, 15) buyurarak nikâhtaki en önemli şartlardan birinin şahitlik olduğunu belirtmiştir. Nikâh akdinde şahitlerin; erkeğin şahidi ve kızın şahidi şeklinde bir ayrıma tabi tutulması şart değildir.
Hanefi âlimleri dışındaki müctehidler, şahitlerin ikisinin de erkek olmasını şart koşmuş, Hanefiler ise bir erkek ve iki kadının şahitliğini yeterli görmüşlerdir. Nikâhta şahitliğin şart koşulması aleniliği sağlamak ve yapılan evliliğe şaibe karışmasını önlemek içindir.
Ayrıca şahitlerin müslüman ve tam ehliyetli (temyiz gücüne sahip, âkil baliğ) olması gerekir. Şu kadar var ki evlenilecek kadın Ehl-i kitaptan biri ise şahitler de Ehl-i kitaptan olabilir (Merğînânî, el-Hidâye, III, 8).
 
 
Günün Ayeti
 
Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir. Ayın dolaşımı için de konak yerleri belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
 
(Yâsîn, 36/38-40)
 
 
Günün Hadisi
 
EbûBürde’nin, babasından naklettiğine göre ...Resûlullah (sav) başını gökyüzüne kaldırmış, ki sıklıkla başını gökyüzüne doğru kaldırırdı, sonra da şöyle buyurmuştur: “Yıldızlar, gökyüzünün güvenceleridir. Yıldızlar gitti mi, gökyüzüne vaad edilen (kıyamet) gelir...”
 
(Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 207)
 
Günün Duası
 
Ey benim ve hilalin Rabbi Allah’ım! Hilâli üzerimize bereket, iman, esenlik ve İslâm ile doğur.
 
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500