Advert

Geçici olana gönül verme

Dünyevileşmek; kişinin Allah’ı ve ahireti unutarak büyük bir hırsla dünyaya sarılmasıdır. Rabbine karşı sorumluluklarını ihmal etmesi, tamamıyla dünyaya yönelmesidir. Dinî inanç, değer ve davranışları hayatından uzaklaştırmasıdır. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya malına düşkün olmasıdır. Yüce Rabbimiz, insanın bu yanlış tutumu hakkında şöyle buyurmaktadır: “Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret, daha hayırlı ve süreklidir."

Geçici olana gönül verme

Muhterem Müslümanlar! Peygamber Efendimiz (s.a.s), Bahreyn halkıyla bir barış antlaşması yapmış ve oraya bir elçi göndermişti. Bu elçi bir müddet sonra yüklü miktarda malla Medine’ye geri döndü. Ashâb-ı kirâm merakla elçinin ve getirdiği malların etrafında toplanmaya başladı. O esnada mescitten çıkan Allah Resûlü (s.a.s), durumu görünce önce gülümsedi, sonra şu uyarıda bulundu: “Sevinin ve sizi sevindirecek nimetleri bekleyin! Vallahi sizin için fakirlikten korkmam. Ancak ben, sizden önceki ümmetlerin önüne dünya nimetleri serildiği gibi sizin önünüze de serilmesinden, onların o dünya nimetleri için yanıp tutuştukları gibi sizin de yanıp tutuşmanızdan ve bunun onları helâk ettiği gibi sizleri de helâk etmesinden korkarım.” 
Yüce dinimiz İslâm, hayatımızın tamamını kuşatır. Rabbimizin emir ve yasakları, dünyada sırat-ı müstakime, ahirette ise cennete ulaşmamıza vesiledir. Buna rağmen bazen bizler, dünya meşgalesine dalar, dinimizin hayat veren ilkelerini göz ardı ederiz. Peygamberimizin rehberliğinden ve örnekliğinden uzaklaşır, İslam’ın hayatımıza anlam katan etkisini yavaş yavaş kaybederiz. Geçici olana meyleder, dünya-ahiret dengesini kaybeder, dünyevileşiriz. 
Değerli Müslümanlar! 
Dünyevileşmek; kişinin Allah’ı ve ahireti unutarak büyük bir hırsla dünyaya sarılmasıdır. Rabbine karşı sorumluluklarını ihmal etmesi, tamamıyla dünyaya yönelmesidir. Dinî inanç, değer ve davranışları hayatından uzaklaştırmasıdır. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya malına düşkün olmasıdır. Yüce Rabbimiz, insanın bu yanlış tutumu hakkında şöyle buyurmaktadır: “Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret, daha hayırlı ve süreklidir.”


DÜNYA BİR İMTİHAN TARLASI

Aziz Müminler! Cenab-ı Hak bizleri bu fani dünyaya imtihan için göndermiştir. Müslüman elbette dünyası için çalışacaktır. Ama ahiretini de ihmal etmeyecektir. Her ne kadar asıl amaç ahiret yurdunu kazanmak olsa da dünya nimetlerinden de meşru şekilde yararlanmak esastır. Yeter ki mümin, elde ettiği imkânların mahkûmu olmasın, imkânlarını Rabbimizin rızasına uygun bir şekilde kullansın. Nitekim Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Allah’ın sana verdiğinden O’nun yolunda harcayarak âhiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışma! Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.” 
Kıymetli Müslümanlar! 
Dünyevileşmenin bize verdiği zararların başında bilinçsiz tüketim gelmektedir. Dünyanın bir köşesinde insanlar yiyecek bir lokmaya bile muhtaçken, diğer bir köşesinde israf ve savurganlık had safhadadır. Maalesef, günümüz insanı mutluluğu tüketimde arar hale geldi. Çok ve pahalı tüketmekle mutlu olacağını zanneder oldu. Oysa aşırı ve dengesiz tüketim, insanî ve ahlakî değerlerimizi aşındırıyor. Bilinçsiz tüketim sebebiyle birçok insan, borç ve faiz batağında bocalıyor. Nice ailede huzursuzluk ve çaresizlik yaşanıyor. Hâlbuki Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) çağlar ötesinden insanlığı şöyle uyarmıştır: “Âdemoğlu ‘Malım, malım!’ der. Ey âdemoğlu! Acaba yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden ve âhirette karşılığını almak üzere verdiğin sadakadan başka senin malın var mı ki?”
Muhterem Müminler! 
İsrafı iktisada, hırsı kanaate, endişeyi tevekküle, bolluğu berekete dönüştürmenin yolu dünya ve ahiret arasında denge kurmaktır. Her iki hayatımıza da hak ettikleri oranda yatırım yapmaktır. O halde, dünya hayatının göz açıp kapayana kadar geçtiğini aklımızdan çıkarmayalım. Sonsuz olan ahiret hayatımız için hazırlık yapalım. Her işimizde ve davranışımızda gösterişten uzak, sade ve mütevazı olalım. 
Hutbemi Yüce Rabbimizin şu ayetiyle bitiriyorum: “Ey insanlar! Allah’ın verdiği söz haktır. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın, o aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi kandırmasın.”


Yusuf yüzlüler
Ey Yusuf! Ey iffetlilerin efendisi, en güzel sabrın Yüce tecellisi! Yusuf yüzlülerin nur yüzlü Yusufu! Kalbinin güzelliğinin yüzüne yansımasıyla başlamıştı sabır yolculuğun. Rüyanı anlatmıştın babana da gözlerinin feri gitmişti Yakup'un. Hep titremişti üstüne kaderine teslim edene kadar.

Daha sabiydin ki, hakkında konuşuluyor, geleceğinle ilgili planlar yapılıyordu. Yakup ağlıyordu, seni kardeşlerin kıskanıyordu. Kuyu hazırlığını yapmış sana kuş tüyü bir sabır döşeği hazırlıyordu. Kervan sırf kuyuya uğramak için hazırlanıyordu. Babanın içine bir sıkıntı oturuyor ve sözleri düğümleniyordu...
Emaneti kıskananlar almıştı. Ve kardeşlerin getirdi güya kanlı gömleğini. Bu senin gömleğinin arkadan yırtılmasının ilk incisiydi, ikinciye hazırlanırken Züleyha.
Ve kanlı haber gelmişti babana. Ağlamaktan kör olacak gözleri son kez dokundu sen kokan gömleğine. Kervan ses verdi sesine. Bedava servetti, buldukları. Hem de en tazesinden, en paha biçilmezinden, en sultanlara layığından... Ey Yusuf! Sen kardeşlerinin kıskançlığı yüzünden Mısır Azizi'nin evinde bir köle çocuktun artık. Yuva faslı ve kuyu bölümü imtihanın, sabrın en güzeliyleydi. Lakin ne hayatında imtihan biter ne Yusuf'ta sabır. Onun içindir ki hep açıktır Yusuf yüzlülerin kuyusu. Ne Mısır'da zindan biter ne zindan da Yusuf!
Ey delikanlı Yusuf! Şehrin en yakışıklısı ey! Hasretinle büyüdün, imanınla serpildin, iffetinle destan oldun. Parmak doğradılar da güzelliği kendinden bilmedin. Sen hep en Yüce sahibe yöneldin. Sen Rabbine yöneldikçe, daha fazla dikkat çekti iffetli duruşun. Sana ne gam, şeytan kaçmıştı bir kere azizin hanımının şehvetine! Gönlünü öylesine kaptırdı ki sana, onunkisi kara sevdaydı, Rabb bize bildirdi biz de biliyoruz Yusuf'um! Aslında o, senin köle olmandan istifade ederek, ne isterse sana yaptırabileceğini düşünüyordu.
Evde yalnızdılar o gün ve plan gerçekleşecekti. Yusuf'un beyaz gömleği ikinci kez arkasından yırtılacaktı. Yusuf bütün bunlardan habersiz... Züleyha nefsine itaatinin ilk davetini yapıyor ve red cevabı alıyordu. Züleyha çıldırıyor ve harekete geçiyordu. Yusuf kapıya doğru koşuyordu. Ve bağırıyordu bütün yeryüzüne, nefsine uyanlara, çalıp çalıp duranlara, sabilere kıyanlara, haksız lokma yiyenlere, adaleti kuyuya atanlara, yuvalar yıkanlara, bombalar atanlara, gönüller kıranlara iffetin timsali Yusuf: "Ben Allah'tan korkarım!"
Ömrünün en delikanlı çağında statü sahibi oldukça güzel bir kadının teklifine 'Ben Allah'tan korkarım' diyen adam(Yusuf, 21-34). Ey Yakup'un gözaydınlığı! Bitmedi sabır imtihanın ve iffetinle düştün zindanlara. Uğruna emirlerinden taviz vermediğin Rabb'in seni hiç yalnız bırakmadı. Zindanda da bırakmadı. Seni Mısır hazinelerine sultan yapmak için eğitiminin sonuncusuna aldı. Kardeşlerini sana gönderecek tahıl ambarlarını kurutarak. Baban gömleğine sinmiş kokunu alınca, hasretinden dünyanın nimetlerine kapanan gözleri açılacak. Yakup seni görecek Ey Sultan! Sabır değil, sabırların en güzelini beklediği için bitirmiyor imtihanını Rabbin. Çocukluğunda başladı bu yolculuğun azıcık daha sıksaydın dişini. Neden haber gönderip te senden bahsettiriyorsun krala? Sana sahip olduğun ilmini öğreten bilmiyormuydu yeteneklerini?...
Ey Yusuf! Biz böyle kolay konuşuruz işte. Gelip te sana sormayız. Açıp ta bakmayız Nazm-ı Celil'in senden bahseden yaprağına. Biz böyleyiz işte, bu halimizle komşu olmak isteriz peygamberlere. Ne cenneti kaptırırız kimseye ne cehenneme atarız düşüncelerimizi. Biz hep kolay görürüz, yuvasız kalmayı, kuyuya atılmayı. Bize düşene bir tekme vurmayı hangi ara öğrettiler bilmiyorum. Bu dünyada çocuklar açlıktan ölür, biz sofra beğenmeyiz. Haneler bombalanır biz tutar bayram ederiz. Kendi canımız yavrularımız yetim kalır şehit olur en onurlu yanımız da biz vatan için sadaka dahi veremeyiz...
Bizi biz yapan değerleri yeniden ver bize Rabbimiz! Geleceğimiz yavrularımızı, gençlerimizi iffetli eylesin. Yusuf yüzlüler dolsun hanelerimize. Mahallelerimiz onların sesiyle buluşsun yeniden muhabbetle. Yusuf yüreklerimize dokunsun!...
 

BİR SORU BİR CEVAP

Çocuklara Allah’ın isimleri verilebilir mi?
Bir anne-babanın çocuğuna karşı görevlerinden birisi de ona güzel isim vermektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), bir hadisinde insanların kıyamet günü isimleri ile çağrılacağını belirterek “Çocuklarınıza güzel isim koyunuz.” (Ebû Davud, Edeb, 69) buyurmuştur.
Çocuklara Allah’ın isimlerini vermeye gelince, hemen belirtmek gerekir ki Allah’a has isimler aynı lafızla çocuklara verilmemelidir. Şayet çocuklara Allah’ı hatırlatacak isimler verilecekse başına “kul” anlamına gelen “abd” kelimesi eklenerek “Abdullah” (Allah’ın kulu), “Abdurrahman”(Rahman’ın kulu), “Abdurrahim”(Rahim’in kulu), “Abdülkâdir”(Kâdir’in kulu) gibi isimler verilmelidir.
Allah Teala’nın “esma-i hüsna”sından “Kerim, Latif, Rauf…” gibi isimler ise Allah’ın dışında kulların da vasıflandığı müşterek isimler olduğundan Allah’a has olmayan bu isimler çocuklara ad olarak verilebilir. 

Günün Ayeti

Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah’ın gökten rızık (sebebi olarak yağmur) indirip, onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgarları evirip çevirmesinde aklını kullanan bir toplum için deliller vardır. (Câsiye, 45/5)
 

Günün Hadisi
Allahın adıyla Onun adıyla (hareket edildiğinde) yerde ve gökte hiçbir şeyin zararı dokunmaz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
 

Günün Duası
Allah’ım! Gizli olarak işlediğim günahlarımı, açıktan işlediğim günahlarımı, hatâen işlediğim ve bilerek yaptığım günahlarımı, bildiğim ve bilmediğim bütün günahlarımı bağışla.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500