Advert

'EMEKTAR'IN EMEKLİ OLMAYA NİYETİ YOK

"Ben doktor olmayı çok isterdim ve fakir insanları bedava tedavi etmek için" başlayan idealist çizgi Ali Emektar'ı 50 yıldır müzikle harmanlanmış bir kimliğe bürüdü.

'EMEKTAR'IN EMEKLİ OLMAYA NİYETİ YOK

 

Neşet Ertaş'la da anne tarafından akraba olan Ali Emektar, 74 yaşında, 60 küsür yıllık kemanıyla hayata müzikle tutunmaya çalışırken herkesin kendine münhasır bir hayatın izlerini taşıyor yorgun bedende. İşte biz de, kah eğlenceli, kah buruk, hepimiz gibi içimizden biri Ali Emektar'ı tanıtmak istedik sizlere... 

Kendinizi tanıtır mısınız?

Biz İran Horasan Türkmenlerindeniz. İsmim Ali Emektar. 1961 yılında Ankara'da gecekondu mahallesinde doğdum, Yenidoğan'da. Yıldırım Beyazıt Lisesi'nde okudum. Edebiyat mezunuyum. Başarılı da bir öğrenci sayılırdım, ama okuyamadık. Ondan sonra üniversiteyi düşündüm. Tam o sırada evlendiğim için olmadı. Çalışmaya devam ettim. Okulda arkadaşların gitarlarını çalıyordum. Derken Cihan Ünal, Ergun Uçucu'yla devlet opera ve balesinde figüran aranıyormuş oraya gittik. Biraz da komiklik yapardım... Gençken biraz komik bir insandım. Figüran olarak oynadık, orada piyanoları gördüm. Kaliteli piyanolardan birisiyle Gamzedeyim Deva Bulmam parçasını çalmaya başladım. Daha sonra evlendiğim için helal kazanılan her türlü işi yapmaya çalıştım. Sonunda da kemanı öğrendim. Çok gayret gösterdim öğrenmek için. Öğretmenlerim de yardımcı oldu sağ olsunlar. Yıllar boyunca bu şekilde çalıştım. Daha 86-87 yıllarında rahmetli Zeki Müren'in yanında bulundum sezonlarda. Yaz sezonları. Keman çalmıyordum onun yanında, ama beni bir işe sokmuştu. Rahmetlinin sayesinde para kazandım. Daha sonraki yıllarda da Yılmaz Erdoğan'la tanıştım. Demet Akbağ, Altan Erkekli; Beşiktaş Kültür Merkezi'yle... Onların tavsiyeleriyle Hacıvat Karagöz filminde oynadık. Orada güzel bir türkü söyledim Erzincan türküsü. Bunun dışında AS TV'de 13 hafta boyunca 2 saat canlı program yapıyordum. Kemanımı çalıp kendim söylüyordum. Arkamda 10-15 tane saz yoktu. Sadece ben çalıp ben söylüyordum. Diyorlardı ki telefonlar kilitleniyormuş. Gol olmayınca hep kale direğinden döner, ama pişman değilim. Allah'ıma her gün şükür ediyorum. O ne yapıyorsa güzel yapar. Çocuklarımı büyüttüm. Üçü de üniversitelerini bitirdi. Arsız insanlar olmamaları için elimden geleni yaptım. Onlara her şeyden önce terbiyeyi öğrettim. Bağışlama denilen şeyi öğretmeye çalıştım. Hoşgörüyü anlatmaya çalıştım. Sağ olsunlar onlar da beni kırmadı. Şimdi annelerini kaybettiğim için 1 buçuk yıl önce... Bir ara kendimi epey bir salmıştım, saç sakal uzamıştı. Nerede olduğumu bilmiyordum, çünkü yıllardır benim hayat arkadaşımdı. Hiçbir şeye bu kadar üzülmemiştim. O gün bugündür ağlıyorum. Onun yerine de kimseyi koyamıyordum ve iyi ki çocuklarım varmış. Onlar bana önce Allah'ın sonra annelerinin hatırası. Ara sıra bana 'Baba karnın aç mı, harçlığın var mı?' diye sorarlar; benim cennetim bu işte. Bunun dışında da hala belli yerlerde çalışmaya çalışıyorum. Bulunduğum yerden daha iyi yere gelmeyi istemem de haksızlık olmaz inşallah. 

Ah şu gelin kaynana kavgaları

Bursa'ya gelişiniz nasıl oldu?

Rahmetli eşim ve annem asla geçinemediler. Eşim Bursalıydı. Bu sıkıntı nedeniyle 1982 senesinin sonları gibi eşimi aldım ve Bursa'ya geldim. Bursa'yı tanımadığım için 1 yıl kadar çalışma imkanım da olmadı burada. Sonra tekrardan Ankara'ya döndüm, bu sefer tekrardan eski sıkıntılar ortaya çıktı. Gelin kaynana probleminden dolayı ikinci kez yine Bursa yolculuğu başlamış oldu. 

Müzikten tam anlamıyla ne zaman para kazanmaya başladınız?

Evlenir evlenmez... Odun, kömür de taşıdım. Zaten ben okurken de çalışıyordum. Yağlı boyacılık falan da yaptım. Evlendikten sonra bu sorumluluğun daha da farkına varıyor insan. Annem ve babam da bana aynı şeyi söyledi. Babam, 'Oğlum biz yoksul değiliz, ama evlendin sorumluluğunu bil' dedi. Babam da Ankara'nın en eski bağlamacılarındandır. Koca Hikmet derlerdi, uzun boyundan dolayı. Çok güzel saz çalardı. Neşet Ertaş'la da nenemin akrabalığı vardır. İşte o dönemlerde keman çalamıyordum ben ve çok rahatsızlanmıştım ben. Psikolojim bozulmuş, ayağım rahatsızlanmıştı. Üst üste geldi bazı şeyler. Eski bir keman aldım bir eskiciden. Merak ettim ve müzik bilgim olduğu için, hızlı bir şekilde öğrendim keman çalmayı. Önce Ankara'da 3 sene kadar kemancılık yaptım, ama sesim çok güzeldi. Bursa'da da işlerim iyi gitti. En çok 'Hani sevdiklerim nerede sevenler' eserini söylerdim. Şükraniye Çınaraltı kahvesi vardı Yıldırım'da, çok büyük bir kahvehaneydi. Buradan söylüyordum ta öteki taraftaki insanlar dinliyordu (83-84 yılları). Paralar toplanır getirilirdi. Gün geçtikçe ilerledim mesleğimde ve daha sonra gençlik merkezine gittim. Rahmetli Hasan Akıncı vardı, ünlü udi. Cevdet Şen hocamız vardı. 1-2 ay kadar onlarla da çalışma imkanı buldum. Sonra bestelerim oldu benim. Şuan da sözü ve müziği bana ait 110 tane eserim var. Hem türkü, hem de arabesk olarak. Çok kazandırdı bu iş bize, ama çok üzücü ve ezici yanları da oldu. Meyhanelerde üzücü olaylara şahit oluyorduk ister istemez, insanların birbirini kırdığı. 

Hayalim fakirleri tedavi etmekti

Tekrar bir meslek seçiminiz olsaydı, bu mesleği mi seçerdiniz yine?

Ben doktor olmayı çok isterdim ve fakir insanları bedava tedavi etmek. Birini ağlarken görürsem ben de ağlıyorum. Görünüşüm biraz çirkin olduğu için, katı yürekli gibi de görünebilirim. Geçen gün yolda ağlayan bir genç kız gördüm. Gözleri kızarmıştı ağlamaktan. Arkasından bakıp dua ettim ve onu unutuncaya kadar bende ağladım. Biraz aşırı duygusalım galiba. Elimden birşey gelmiyor. 'Umudunuz var mı?' diye sorarsanız eğer, hala umutluyum. Birkaç tane bestemin yayınlanmasını isterim, fakat böyle bir fırsatı hiç bulamadık. 

En mutlu gününüzü hatırlıyor musunuz?

Ben o kadar mutlu günler yaşadım ki inkar edersem Allah'ın gönlüne güç varır. Ama kızım doğduğunda çok mutlu olmuştum. Bir de Arap Şükrü'de çalışırken yaşadığım bir anım var. Yılmaz Erdoğan, Altan Erkekli, Demet Akbağ, Şebnem Dönmez, Tolga Çevik ve BKM ekibi Arap Şükrü'ye eğlenmeye gelmişlerdi. Onlar için 2 genç arkadaşımla müzik yaptık. Altan Erkekli birden ayağa kalktı ve bir tepsiyi eline aldı; sonra bol miktarda para bıraktılar oraya, beni o paradan çok bize olan ilgileri sevindirmişti. Daha sonra bizi dizi çekimine davet ettiler. Ölümsüz Aşk isimli diye bir dizide oynadık. Meyhanecinin kanserli oğlu ve kötü yola düşmüş bir kız. Birbirini seviyor bunlar. Kızın asıl ismi Songül, takma adı Eylül. Ben de Eylül Rüzgarı diye bir beste yaptım. Söz ve müziğiyle. O dizi yayından kaldırıldığı için 13 bölüm oynadık. Her bölümde de Unkapanı'nda bir şarkıyı çalıyorduk. Sette, her yerde ATV'de yayınlanıyordu. Radyodan yayınlanıyormuş gibi. Buna çok sevinmiştim. Bir de eşim bana bir saat hediye etmişti. Para biriktirmiş almış. Ona çok sevinmiştim. Ben ona canımın dışında ne istiyorsa getirdim. Allah'ın yaşattığı güzel günleri inkar edemem. 3 gün ağladıysam 103 günde Allah'ım bizi güldürdü. 

Son hayalim kitabımı bitirmek

Kitap da yazıyormuşsunuz. Bu konuda da bilgi verir misin?

Bir kemancının hatıraları diye başlamıştım. 74. sayfaya kadar geldim ama, o ara eşimi kaybettim ve kitap yazmayı da bıraktım. Sakalımı da kesemedim uzun bir zaman. Yeni yeni toparlanıyorum. 1 sene boyunca sabah öğle akşam ağladım.  Kolay değil ama, ölenle de ölünmüyormuş bunu anladık. inşallah önümüzdeki günlerde o kitabı tamamlamak istiyorum. Kitapta yaşadığım hatıralar da var, bunun dışında benim ve çevremdeki insanları psikolojik durumları da var. Gençlerimize öğüt verir nitelikte tecrübelerimi de paylaşmak istiyorum bu kitapta.

Birkaç örnek verebilir miyiz?

Genel olarak gençlik yıllarım ve son zamanlarım... Sokakta ters bir durum görünce tatlı dille uyarıyorum ve kimse de bana kızmıyor, çünkü ben gülümseyen bir yüzle söylüyorum. Benim çocuklarım için de aynı şey geçerli. Kimsenin tırnağına zarar gelmesin diye düşünen bir insanım. Acı günlerimiz de geçti. Ağlatırsa Mevla yine güldürür. 

Mesleğinizi icra ederken sizi en çok ne mutlu ediyor?

Az bir para da gelse. Alkışladıklarında, az biraz gülümsediklerinde dünyalar benim oluyor. Sanat hayatım boyunca hiç olumsuz bir yorum almadım. Benim de eksik yanlarım var, ama yine de işime çok dikkat ettim; çünkü o alkışları hep duymak istedim. Eşime anlatırdım o güzel durumları ve o da benimle çok sevinirdi. 

Kazandığınız para sizi tatmin etti mi?

Yeterli geliyordu. Çok kez ev almaya niyetlendim mesela, ama çok az parayla alamıyordum hep. Kimseye muhtaç değiliz Allah'a şükür. Elimdeki kemanım benim herşeyim. Aşığım ona. Kemanıma sarıkızım derdim ben. Yeni müzik aletleri keyif vermiyor. Tahminen 60 senelik bir keman elimdeki.

Başka söylemek istediğiniz neler var?

Aslında grubumla beraber biraz daha uygun bir yerde çalışmayı çok isterdim. Çok değerli grup arkadaşlarım var. Programlarımızda her zaman ayakta alkışlandık, ama mikrofonsuz çalışmaktan artık sesim kısılıyor. Güzel bir otelde haftanın en az 3-4 günü sahneye çıkayım. Bir de gurubum olsun isterdim. Bu durumu hak ettiğimi düşünüyorum. Sahnem çok güzel, hocalığım da. Sönmez İş Sarayı'nda küçük bir dershanem var. Orada müzik eğitimi de veriyorum zaten. Üniversitelere öğrenci yetiştiriyoruz. 

Ortalama bir öğrenci ne kadar zamanda yetişiyor?

Dünyanın en zor enstrümanı kemandır. 4 tellidir ama, pozisyon anlamında hepsinden zordur. Kulak testi yapıldıktan sonra, 1 buçuk 2 sene sonunda en azından kendini gösterecek şekilde kemanı çalabilir.

Programa çıkmadığınızda, evde müzik yapma ihtiyacı duyuyor musunuz?

Eşim ara sıra küserdi bana, ben ona kıyamazdım tabi. Parmakların çalışması gerekiyor tabi. Odama çekilir çalışırdım ve hanımın bana sitem ederdi: "Gel biraz da yanımızda otur" diye. Ben onu çok seviyordum biliyor musun?

1- "Babam bize hep 'oğlum biz yoksul değiliz, ama evlendin sorumluluğunu bil' derdi"

2- Kemana öyle kendimi kaptırırdım ki eşim bazen bana küserdi. 'Gel biraz da yanımızda otur' diye." 

3-"Az bir para da gelse. Alkışladıklarında, az biraz gülümsediklerinde dünyalar benim oluyor".

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500

porno porn porno sikis sikis porno