Advert

Doğruluğun kıblesini şaşırdık hatta kaybettik

Prof. Dr. Tahir Baştaymaz'dan günümüzde yaşanan her türlü sıkıtı üzerine ilginç bir tespit: "Doğruluğun kıblesini şaşırmış hatta kaybetmiş durumdayız. Çünkü aklın önderliğini dışlamışız. Artık akılla düşünmüyoruz, duygularımız bizi yönetiyor. Karışıklık ve düşmanlık üzerinden duygularla hayata bakıyoruz. Kendi hayatımızı ve siyasi hayatımızı bunlar üzerine inşa ediyoruz."

Doğruluğun kıblesini  şaşırdık hatta kaybettik

 

Ali Eşref UZUNDERE

Ulus devletin en önemli gücü nedir?

“Ulus devletler üç temel güce bağlı olarak ayakta kalır. Bunlardan birincisi vatandaştır yani vatanı uğruna her türlü fedakârlığı gerçekleştirebilecek, eşit haklara sahip vatandaşlardır. Biz yurttaşlığın, eşit vatandaşlığın önemini ortadan kaldırdık. Hep farklılıklarımızın, ayrıcılıkların peşinden koşma noktasına geldik. Etnik ayrıcalık, sosyal ayrıcalıklar ya da iktisadi ayrıcalıklar olabilir, herkes bir ayrıcalık peşinden koşmaya başladı. ‘Vatan uğruna bir fedakârlık’ dediğiniz zaman herkes birbirinin yüzüne bakıyor. Herkes başkasından bekliyor. Oysa, vatan savunması, bütün vatandaşlar için aynıdır, eşittir. Zengini yoksulu, etnik yapısı, dini inancı mezhebi fark etmiyor. Herkes o vatanı savunmak zorundadır. Çünkü ortak değerimiz, ortak gemimizdir. O gemi batarsa hepimiz batarız. Ama biz birbirimizden o kadar ayrıştık ki, sonuçta vatandaş, eşit vatandaş kavramını yitirdik.”

HEP YOKSUL ÇOCUKLAR ŞEHİT OLUYOR

“Her farklılık ortaya konduğunda vatandaşlık kavramı ortadan kalkacaktır. Vatandaş ortadan kalkarsa vatanı savunacak ortak güçlerden biri ortadan kalkar. Herkes ‘o yapsın, bu yapsın’ der. Bugün zaten bunu görüyoruz. Zavallı yoksul vatan evlatları canını veriyor. Toplumun diğer kesimlerinde buna dair bir şey olmuyor. Burada çok zehirli bir nokta da var. Biz vatandaşlık hükümlerini de eşitsiz bir şekilde geliştirdik. Parası olan askere bile gitmiyor. ‘Bedelli’ diye bir şey çıkardık. Bedelliler, bana göre vatandaşlık içerisine bırakılmış mayınlardır, vatandaşlığı parçaladı. Bir süre sonra vatandaşlık hükümlerini vatandaşlık esaslarına göre dağıtmamaya başladık. Ordumuzu profesyonel yapacağız diye, yoksulların katıldığı parasal ödül karşılığında üstlenilen görevler haline dönüştürdük. Bugün geldiğimiz nokta son derece içler acısı. Vatan uğruna şehit olanların ailelerine bakıyoruz; hepsinden yoksulluk fışkırıyor. Aileler yoksulluk gerekçesiyle bu tür görevleri üsleniyorlar. Oysa bu görevler bütün vatandaşlara eşit olarak dağıtılmalıdır. Eğer yükü eşit dağıtmıyorsan, sorumlulukları eşit dağıtmıyorsan ve daha önemlisi nimetleri de eşit dağıtmıyorsan o toplumun bir arada hayat sürdürmesi mümkün olmayacaktır. İşte bizim en büyük handikapımız buradadır.”

Perişanlık tükenmişlik, bölünmüşlük ​Peki, ulus devletin diğer güçleri neler?

“İkincisi, ulus devletin ayakta kalmasında en büyük güç ekonomidir. Yani ulusal ekonomi… Kendi kaynaklarını işleyen, çoğaltan ve ekonomik gücünü artıran bir ulus varlığını sürdürür ve değerlerini korur. Üretim yapmazsanız, halkın harcamaları hep yabancı mallara yönelir. Bugün ekonomimizin durumu şudur, üretmeden tüketen, kazanmadan harcayan ve sürekli borçlanan bir ekonomi. Sıcak paranın sonu geldi. Ekonomimiz büyük bir sıkışma içindedir. Ülke ekonomisi, fırtına öncesi sessizliği yaşıyor. Siyasal ekonomik polemik yapmıyorum. Uzun yıllardır izlediğimiz üretmeden tüketen, kazanmadan harcayan, sürekli borçlanan, doğal kaynaklarını ipotek eden, onun da ötesinde varlığını yani tüketimini devam ettirmek için borçlanmak zorunda olan bir ekonomi artık iflas etme noktasındadır. Bu ekonomiyle bu dünya mücadelesine girerseniz kaybedersiniz.”

VARLIĞIMIZ NASIL SÜRDÜRECEĞİZ

“Üçüncüsü ise ulusal orduların gücüdür. Ulusal ordular, ulusun çıkarları için her türlü mücadeleyi yapabilecek yetenekteki ordulardır. Ordunuzu siz kendi elinizle parçalayıp böldünüz. Açılan sahte davalarla ordunun iç düzeninin bozulduğunu, ordunun içine orduyu ve Cumhuriyet’i parçalamak amacıyla insanların nasıl sızdığını ve bunun nasıl tehlikeler doğurduğunu hep birlikte gördük. Bir dünya savaşı veya bir dünya cebelleşmesi ortaya çıkmaktaysa biz bu durumda ulusal varlığımızı nasıl sürdüreceğiz? Ordumuzu perişan etmişiz, ekonomimiz sıfırı tüketmiş, vatandaşlarımız kendi içinde bölünmüş, ayrıcalıklı olanlar, ayrıcalıklı olmayanlar, etnik kimlik, dinsel kimlik kargaşasında en önemli kaybımızı size söyleyeyim: Doğruluğun kıblesini şaşırmış hatta kaybetmiş durumdayız. Çünkü aklın önderliğini dışlamışız. Artık akılla düşünmüyoruz, duygularımız bizi yönetiyor. Karışıklık ve düşmanlık üzerinden duygularla hayata bakıyoruz. Kendi hayatımızı ve siyasi hayatımızı bunlar üzerine inşa ediyoruz. Bu coğrafya yüz yıllardır dış dünyanın ilgi odağı ve tehdidi içinde yaşadı. Zaman zaman işgal edildi. Günümüzden yüz yıl evvel Osmanlı İmparatorluğu zayıfladığında emperyalist güçler işgallere başladı. Bu durumdan biz ulusal devletimizi kurarak kurtulduk. 20. yüzyılın devlet anlaşışı ulusal devletti. Biz ulusun kaderini ulusun tayin etmesi gerektiğine inanarak bunu yaptık.”

Avrupa’da siyaset eksen değiştirecek

Günümüzde ulusun kaderini kim tayin ediyor?

“Bugün ulusun kaderini ulusun kendisi tayin etmiyor, uluslararası güçler ve onun yerli işbirlikçileri gerçekleştiriyor. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), bölünme parçalanmanın projesidir. Bu proje içinde güç kazanan, görev aldığını söyleyen siyasi heyetler, işin esasını ya bilmiyorlar ya da gaflet ve dalalet içindeler. Bugün dünya büyük bir kargaşa içinde… Bu kargaşa içinde biz de sürükleniyoruz. Yarın öbür gün Avrupa'nın güçlü ülkelerinde ırkçı söylemleri ortaya koyan partiler iktidara gelirse, bu savaş başlayacaktır. Ben Amerika’daki bu siyasi seçimi buna bağlıyorum. Amerika’da ulusalcı söylemleri olan, yabancıları ülkeden çıkarmayı söylemlerinin ana noktasına koyan bir kişi ABD başkanlığına geldi. Yarın Avrupa'da da benzer gelişmeler olacaktır. Mülteciler sorunu, Avrupa’ya olan baskısı, Avrupa'da bu söylemleri ortaya atan partileri öne çıkaracaktır. O zaman Avrupa’da siyaset eksen değiştirecek. Eksen değiştirdiği zaman bu bahsettiğimiz tehlike yani dünya cebelleşmesi daha da yakınlaşacak.”

KORKUTMALI VE DÜŞÜNDÜRMELİ

“Milliyetçiler kendi içlerinde parçalanmışlardır. Milliyetçilik yükselmemektedir. Milliyetçi olduğunu söyleyen bir parti, giderek oy ve taban kaybetmektedir. Hatta karşı söylemleri olan partiyle neredeyse aynı noktadadır. Açıkça Kürt milliyetçiliğini destekleyen bir parti var. Bu parti kadar oy alamaz. Bu durum Türk milliyetçilerini korkutmalıdır. Düşündürmelidir. Türk dünyası bu kadar küçük değildir. Bu kadar kısır olmamalıdır. Bütün dünyada milliyetçilik yükselirken Türkiye'de eğer milliyetçilik yükselmiyorsa Burada bir başka problemin olduğunu da düşünmek gerekir.”

Cumhuriyet tarihimizin en sıkıntılı dönemini yaşıyoruz

Türk milliyetçiliğindeki ana problem nedir?

“Bence Türk milliyetçiliğindeki organizasyon kabiliyetinin kaybolmasıdır. Bana göre; tek adamlıktır. Demokrasinden vazgeçmektir. Belki de Türk milliyetçilerinin ülkülerinden vazgeçmesi, ülkülerini başka şeylerle değiştirmesidir. Bu durum korkutucudur. Milliyetçilik bir anlamda milletin ülküsüyle ilgili bir şeydir. Milletin varlığına dönük bir tehdit olduğu zaman; artması, yükselmesi, paylaşılması, güçlenmesi, çoğalması gerekmez mi? Gerekir tabii… Şimdi Cumhuriyet tarihimizin en sıkıntılı dönemini yaşıyoruz. Görüyoruz ki dışarıdan bir sürü tehditler var. Bu tehditler kurusıkı tehditler değildir. Sınırlar ötesinden gelen terörizm kendi içinde vuruyor. Etnik kökenli teröristler geliyor, vuruyor, dini kimlikli teröristler vuruyor. Sen bu ortak sorun karşısında ortak bir akıl kullanamıyorsun. Ortak bir söylem ortaya koyamıyorsun. Daha da önemlisi milliyetçilik duygularını ifade edecek, bütünleştirecek bir heyet ortaya çıkmıyor. Var olanları bir şekilde buduyoruz. Var olanları bir şekilde tasfiye ediyorsun. Böylelikle büyük bir suskunluk, büyük bir bozgun havası yaratıyorsun.”

Mustafa Kemal'in  ulus reçetesi

Peki, ne yapabiliriz, çıkış yolumuz nedir?

Elimizde bir reçetemiz var. Bu reçete Mustafa Kemal'in ulus devleti kurarken ortaya koyduğu reçetedir. Bu reçete uygulanmış, başarılı olmuştur, etkili olmuştur. Biz bundan uzaklaştığımız için, bütün yaşadıklarımızı yaşadığımızı söyleyebiliriz. Yani sen Mustafa Kemal’in ideallerinden, onun ilke ve devrimlerinden vazgeçersen, yeni reçeteler aramaya kalkarsan, (zaten yeni reçete arayan da yok) tüm bunları yaşarsın. O zaman şunu söyleyebiliriz: Mustafa Kemal’in devrimlerine ve ona ne kadar yaklaşıp sarılırsak kurtuluruz. Ondan ne kadar uzaklaşırsak, onun ilkelerini ne kadar hayatımızdan çıkarırsak, o kadar kötüleşiriz. Zaten bu görülmüyor mu? Bundan 10 yıl evvel Avrupa Birliği bize şunları tavsiye etmiyor muydu? ‘Şu ulusal dertlerinizden kurtulun. Mustafa Kemal’i hayatınızın merkezinden çıkarın. Onun heykellerini ortadan kaldırın. Onun ideallerini gelecek nesillere aktarmayın’ demiyorlar mıydı? Bugün, o denilen noktaya gelmiş durumdayız. Atatürk adını bu toplumun zihninden silmek, Atatürk’le ilgili kavramları bu toplumunun önünden kaldırmak bahsettiğimiz o büyük sorunu daha da derinleştirmektedir.”

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500

porno porn porno sikis sikis porno