Advert

Çandır candır

Mayıs ayında yoğurt mayası almaya gelmiştim Çandır'a. Hani şu çiğ damlalarından elde edilen maya! Doğanın ve Anadolu insanının kusursuz uyumunun bir örneğidir bu olay. Yoğurt mayası diye bakarsın olaya ama Anadolu'nun mayasını sunar sana.

Çandır candır

Büşra EKİM

Sabaha karşı saat beş... Muğla Ortaca Otogarı.
Hava henüz aydınlanmamış. Muğla'nın herhangi bir yerindeyken hissettiğim o tarifsiz huzur... Henüz ışıkları yanan hiçbir işletme yok. Zaten oldukça da küçük bir yer. Haliyle çay da yok... Derken otogardaki birkaç kişiyle sohbet ederken, hava alacalanmaya başladı. Otogarın tek çay ocağından bir ses; "Haydi gelin, çay olmak üzere..." dedi. Simitler de alındı! En büyük lüksüm işte. Yeni insanlarla bir masa etrafında, üstelik çay ve simit sıcaklığında… Çay ocağının sahibi Ali abi Fethiyeli olunca, birbirimize kanımız daha başka kaynadı. 
Açtı telefonunu Ali abi, "Bak dedi bizim oraları göstereyim sana..." Hiç ses etmeden izledim açtığı Yörük Obaları programını. Çaylar bilmem kaçıncı kez tazelendi. "Beğendin mi bakem?" dedi izlettikleri için. "Fena değil, bazı yerlerde kamerayı biraz titretmişim ama zaten her çektiğimde bir kusur bulurum..." deyince olanlar oldu işte. 
İnsan dört saate yakın otogarda çay ocağında oturur mu arkadaş? Sohbet ve çay güzelse ben otururum vallahi! Mehmet amcam da geldi işte. Hem de Fethiye'den, göz ameliyatından...

ÇANDIR KÖYÜ (MAHALLESİ) / ORTACA
Mayıs ayında yoğurt mayası almaya gelmiştim Çandır'a. Hani şu hıdırıllez sabahı, çiğ damlalarından elde edilen maya! Doğanın ve Anadolu insanının kusursuz uyumunun bir örneğidir bu olay. Yoğurt mayası diye bakarsın olaya ama Anadolu'nun mayasını sunar sana. Kendimi öyle yakın hissetmiştim ki burada Hatice teyze ve Mehmet amcama... Bu kez ne televizyon çekimi ne gazete için geliyordum... Sadece onlarla zaman geçirmekti niyetim. Kendime verdiğim restorasyon zamanı için bir ödül olarak... Ben sık gezerim ama gittiğim yerlerde birkaç günden fazla kaldığım da yoktur. On beş gün dönmedim Çandır'dan iyi mi? 
Mehmet Varol Kültür Evi'ne adım atar atmaz, aileme kavuşmuş gibi sıcacık bir ortamda buldum kendimi. Mehmet amca, kendi kurduğu müzesini Dalyan ve civarına gelip Çandır köyüne uğrayan yerli, yabancı turistlere tanıtmaktan öylesine keyif alıyor ki... Geçtiğimiz aylarda kendilerini anlattığım agazete sayfası bir misafir tarafından çerçeveletilip, baş köşeye asıldı ve her gelene gösterilmeye devam ediyor. 
Çandır Köyü'ne, Dalyan'dan kayıkla geçiliyor. Bu kayık yolculuğu sırasında Dalyan Kaya Mezarları’nı izliyorsunuz. Şehir trafiğinin, hava kirliliğinin günlük yaşama neredeyse hâkim olduğu büyük şehirlerde yaşayan bizler için, böyle ortamlar bulunmaz birer nimet. Geceleri köyde eşeklerin koşuşturması, bahçedeki keçinin asi halleri detoks etkisi yapıyor ruhunuza. 
Burada öyle güzel insanlar tanıdım ki hepsi başka güzellikler kattı bana. Bahsetmeden geçemem dediklerimi kısaca anlatmaya çalışayım;

ARİF AMCA VE KAVAL YAPIMI
Bahçeden bir traktör sesi geldi. Tüm heybetiyle Arif Amca indi traktörden. Buralarda erkekler birbirine genelde, "efe..." diye seslenir. İşte tam olarak bir efeydi karşımdaki. Burdur Dirmilli olup müziğe uzak olunur mu? Teke töresinin müzik cennetidir Burdur. "Ben çobanlık yaparken kaval çalardım kızım..." demez mi? Hal böyle olunca ertesi gün beni kırmayıp, kaval yapımını gösterdi bana Arif Amcam. Önce temiz, güzel bir saz buldu Hatice teyze. Sonra Mehmet amca, ocağı yaktı. Arif amca, tüm ustalık ve sabrıyla önce sazı soydu. Ağız kısmını güzelce yonttuktan sonra ocak başında, demir bir çubuğu ateşte kızdırıp simetrik bir şekilde deldi. Ve ateş başında, üflerken kavala dalıp gitti... Çobanlık günlerine, yaylalara, tekelere, başı dumanlı dağlara... Ve bu kavalı bana hediye etti. Minnettarım kendisine.

JUNE HAİMOFF / KAPTAN JUNE
İsmini internette aratıp, detaylı yaşam öyküsünü okumanızı dilerim. Dalyan'ın Kaptan'ı, June... Yıllardır sosyal medyada denk gelir hayatı. İztuzu'nu yapılaşmadan kurtarmaya öncülük eden bir aktivist kendisi. 
Kaptan June: 1922 yılında İngiltere'de, üst düzey bir ailenin kızı olarak doğmuş. Sonra babasının işi sebebiyle Afrika'da kabilelerle kardeşçe yaşamış. İngiltere'ye dönmüş, Londra'da dans etmiş, şarkı söylemiş. Evlenmiş, İsviçre'de Alp'lerin eteklerinde bir malikanede yaşamış. Yirmi yıl Yunanistan dolaylarında kaptansız gezmiş, teknesiyle... 60 yaşındayken ise İztuzu sevdalısı oluvermiş... Ve June Türk vatandaşlığına geçmiş...
Şimdi Dalyan'da, adının verildiği sokakta köpekleriyle sakin bir yaşam sürüyor. Hep tanışmak istiyordum kendisiyle, bu sefer çaldık kapısını Mehmet amcayla beraber. Artık çok yaşlı ancak yüze yaklaşan yaşına rağmen hala ayakta. Hala Dalyan'da yapılan çevre koruma etkinliklerinde başı çekiyor. Bahçesindeki beyaz vosvosu ise onun renkli yaşamının en büyük şahitlerinden. 

MİNİ TOHUM TAKAS ETKİNLİĞİ
Kosovalı bir bey ile Sivaslı bir hanım evlenip, Çandır'a yerleşmişler. Yerli tohum ekip, doğal beslenmeye karar vermişler. Bir akşam üzeri, bebekleriyle beraber uğrayıp paketledikleri tohumlarını getirdiler. Hatice teyze de onlara kendi yerli tohumlarından verdi. Bir devlet politikası olması gereken, bazı belediyelerimizin gerçekleştirdiği tohum-takas etkinliğini burada bu şekilde görmek beni çok mutlu etti. Ben de kendime bazı tohumlar aldım ve minik tohum bankama, toprakla kavuşmaları üzere yatırdım. 

KOVBOY AMCA / SEMİH HASAR
Yıllar yıllar önce, bir genç tiyatrocu olmak için evden kaçsın. Nejat Uygur, ona kırk haramilerden biri rolünü versin... Kırk haramilerin başını oynayınca da Cumhuriyet'te haberi çıksın... Ailesi onu gazeteden bulsun... Sonra Köyceğiz’in güzel bir köyünde, benim kovboy amcam olsun... Kadıköy'ün kovboy kıyafetli, renkli siması şimdilerde Çandır'da bir ağaç gölgesinde kitap okuyor. İyi insanlar ve dostlukları var olsun...

SEVGİ YOLU VE HOROZLAR KÖYÜ DOĞAL KAPLICASI
Bir başka Çandır sevdalısı da, Çanakkale'den buraya gelip bir daha dönememiş olan Deniz Hanım. Bir sabah atladık moturuna, doğru Dalyan'a. Oradan başladık Sevgi Yolu'nda yürümeye. Bir yanınızda yeşil - mavi sular diğer yanınızda yemyeşil ağaçlar, çiçekler, uçsuz bucaksız limon ve nar bahçeleri... Tam da nar zamanı! Birkaç saatlik bir yürüyüşün ardından vardık Horozlar Mahallesine. Buranın Sultaniye Kaplıcaları meşhur aslında. Orada çamur banyoları ve kaplıcalarda tesisler bulunuyor. Biz ise yol kenarında, pek de kimselerin bilmediği eşsiz güzellikteki doğal kaplıcayı tercih ettik. Suyun berraklığı, etrafın yeşilliğini anlatmak çok zor. Ancak, "dünyada cenneti yaşamak" nedir o an birkez daha anladım... 

AKGÖL BİR ŞAHESER 
Çandır Köyü'nde mavi yeşil bir hazine bulunuyor. Köyün içinden birkaç kilometre yürüyerek Akgöl'e ulaşılıyor. Zeytin ağaçlarıyla çevrili, minik iskelesiyle kaya mezarlarının hemen dibinde sizi mest edecek bir manzara. Hatice Teyze ve köpeği ile birkaç saat gölde manzaranın tadını çıkardık. Ayrıca buradan İztuzu'na tekneler de kalkıyor. 

ÇANDIR LEZZETLERİ
Dalından cennet (Trabzon) hurması, avakado, limon, nar topladık... Hatice teyzemin enfes nohutlu terbiyeli kuzu işkembesi, borani, otlu gözleme, keşkeğini yedik. Bu bölgenin meşhur lezzetlerinden biri Borani.
Borani: Patlıcan ve börülce kızartılarak pirinç, soğan ve yağ ekleniyor. Yoğurtla karıştırılıp, üzerine en son kızarmış yağ biberleri diziliyor. Şansınıza bir de yanında yufka ekmeği varsa...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500