Advert

Bir öğretmen öğüdü

Sorduğumuz sorulara samimiyetle cevap veren emektar öğretmen ve yazar Mükerrem Şehitoğlu’yla kadının toplumdaki yerini konuştuk. Şiddetin yasalarla değil, eğitimle önleneceğini dile getiren Şehitoğlu, sevgiyle geçirilen bir çocukluğun önemine de vurgu yaptı.

Bir öğretmen öğüdü

Zeki BAŞTÜRK

Öğretmen yazar Mükerrem Şehitoğlu ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Gerçek bir yurtsever, birikimli ve donanımlı bir öğretmen… Sorumlu bir eş, özverili bir anne. Yakından tanıma olanağı bulduğum, uzun uzun söyleşiler yaptığım ender insanlardan biri. Sürekli bir koşuşturma içindedir. Boş otururken göremez kimse onu. Kimse tanık olmamıştır boş durduğuna. Ya toprakla uğraşırken görürsünüz onu, ya el işi yaparken ya da bir şeyler yazarken.

O HEP YENİLİKTEN YANA

Üretkendir, önerilerde bulunur, çevresindeki insanları da işin içine çekmeye çalışır. Toplantılara, konferanslara, etkinliklere katılır. Kendini yeniler. Yenilikten ve olumlu değişimlerden yanadır. En olumlu yanı insanları özendirir, yönlendirir, onları yüreklendirir. Arkadaşlarının başarısından mutlu olur. Korona günlerinde bu arkadaşımı sizlere tanıtmak istedim. Tanımaktan onur ve mutluluk duyduğum bu arkadaşıma sorularımı sanal ortamda sordum.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1950 yılında Rize'de dünyaya geldim. Erzurum’un İspir ilçesinde büyüdüm. İlk ve ortaokulu İspir'de okudum. Nene Hatun Kız İlk Öğretmen Okulu'ndan 1970 yılında mezun oldum. Anadolu Üniversitesi Eğitim ön lisans programını 1987 yılında bitirdim. Sakarya ve Bursa'da yirmi beş yıl çalıştım. Emekli olunca Tüm Emekliler Derneği Bursa şubesini kurdum. Dört dönem başkanlığını yaptım. Uzun süre CHP'de çalıştım. Evliyim. İki kız, bir erkek olmak üzere üç çocuk annesiyim. Halen sivil toplum örgütlerinde çalışmalarıma devam etmekteyim. Şiir yazıyorum. Meslek anılarımı yazmayı sürdürüyorum.

Üretken bir yapınız var; kitap yazmak, toprakla uğraşmak, el işleri yapmak gibi… Neden böylesiniz, bu yapınızı neye borçlusunuz?

Boş duramıyorum. Sekiz kardeşin en büyüdüğüm. Onları korumak kollamak, canım anneme yardımcı olmak için sorumluluk aldım, çok koşturdum. Bu koşturma bana pratiklik kazandırdı. Annem dâhil kimse bana iş koşmadı. Olması gerekeni gördüm ve yapmaya koyuldum. Sorun varsa ortadan kaldırmak beni mutlu ediyordu. Ailenin büyük çocuğu, iki ailenin büyük torunu olmak, çok sevilmek bana özgüven verdi. Mutlu bir çocukluk geçirdim. Aile çevremde herkes çok çalışkandı. Arı gibiydiler. Sanırım ilk çocukluk yıllarımda taklitle öğrenme etkili oldu. Toprağı sevmem, toprakla uğraşmam annem babam ve büyük aileden. Miras olsa gerek. Âşık Veysel'in şiirleri de etkili olmuştur Biraz yaratılıştan da olabilir. Bir çiçek, bir ot yani topraktan çıkan her şey beni müthiş heyecanlandırıyor. 70 yaşıma az kaldı. Hala toprakla uğraşıp çok mutlu oluyorum. Toprakta geri dönüş var artı değer var, toprak bana sürekli gülümsüyor. Toprakla çok uğraştığım için komşum Köy Enstitüsü mezunu öğretmen "Sen toprağın kızı mısın?" demişti. Kitabın adı oradan çıktı. Elişi dikiş nakış ev işi yemek yapma boya badana aklınıza ne gelirse yapmak hobilerim. Ya her devinim bir üretim hayatımıza katkı. Gazetelerde makale yazmayı çok isterdim. Köy öğretmenliği çoluk çocuk bu düşüncemi gerçekleştirmeme engel oldu. İletişim araçları şimdiki gibi olsaydı farklı şeyler olurdu. Kitap yazmaya tuttuğum günlükleri, sakladığım belgeleri gelecek kuşaklara belki yararı olur diye başladım. Benim ortaokuldan ödev dosyam, mektuplarım münazara metinlerim hepsi durur.

Yıldırım'da, ülkemizde kadın olmak nedir? Kadın olmanın avantajları var mıdır? Kadın olmanın olumlu olumsuz yanlarını anlatır mısınız?

Ben çocukluğumdan beri karşımda hep insan görmüşümdür. Erkek kadın gibi cinsiyete dayalı değerlendirme içinde olmadım. Ailemin verdiği bir duygu olsa gerek. Çocukluğumuzda erkek arkadaşlarla kız erkek çelik çubuk ve misket oynardık. Kadın olmanın avantajları elbette var. Toprak gibisin. O büyük bir onur ve büyük bir gurur. Aile çocuğun yetişmesinde çok etkili bir olgu… Hele baba aydınsa, çocuğuna arkadaşsa, sonrasında eğitimle desteklenen bir yapıyla toplumda artık bir bireysin. Karşındakini de birey olarak görüyorsun. İletişim kolay oluyor. Bizim yaşadığımız zamanlarda topluma siyasilerin din baskısı yoktu. Yaşadığım çevrenin içindeki din ötesi gelenek ve göreneklerle şekillenirdin. Büyük şehirlerde darmadağınık bir yapı var din eksenli siyaset kadınlara öyle bir baskı yaptı ki benim doğup büyüdüğüm o özgür çevrede de kadınlar cenderede. Genel olarak kadının yükü çok. Eksik ve yanlışlık kadınlarda... Çocuklara rol belirleyip eğitiyoruz. O roller yapışıp kalıyor. Okullarda beden eğitimi etkinliklerinde bile kız erkek görevlendirmeleri yapılırdı. Köy Enstitüleri'nde bu ayırım var mıydı? Finlandiya'da sınıfta kız erkek aynı işleri yapıyor. Canavarlarımızı yaratıyor sonra şikâyet ediyoruz. Kendi adıma kadın olmanın dezavantajını çok yaşamadım. Kararlarımda özgür oldum. Çünkü biliyordum ki benim özgürlüğümün başladığı yerde başkalarının özgürlüğü biter. Onlarınkinin başladığı yerde benim ki... Sınırlarımızı bilmeliyiz.

Sivil Toplum Kuruluşları'nda siyasal partilerde kadın kotası uygulaması hakkında ne düşünüyorsunuz? Kota ya da kontenjan ayrılması doğru bir uygulama mıdır?

Kadın kuruluşlarına karşıyım. Parti tüzüklerinden kadın kolu konusu çıkarılmalı. İnsanlar ister sivil toplum örgütlerinde, ister partilerde birlikte çalışmalı. Bu konuda fikrimi her platformda dile getirdim. Kadın erkek ayrılmaz bütündür. Biri olmayınca öbürü olmaz. Birbirinin tamamlayıcısıdır. Toplumda ayrıştırma böyle başlıyor. Doğa öyle bir ayarlama yapıyor ki savaşlarda kırılmalara rağmen nüfus sayımlarında sonuç yüzde elli çıkıyor. O halde kota ne demek oluyor. Kota kaldırılmalı. Hiçbir kadın kuruluşunun üyesi değilim. İnsanların fizik güçlerine göre görev dağılımına evet, ayrıştırmaya hayır diyorum.

DENEYİMLERİMİ PAYLAŞMAYA HAZIRIM

Kadınlar, neden görev almıyorlar? Kadın örgütlenmesinde bir sorun mu var? Kendi değerlerinin farkında değiller mi yoksa? Ne dersiniz?

Bu zor bir soru. Kendi adıma cevaplamam gerekirse sivil toplumlarda her şekilde görev aldım. Belediye başkanlık aday adaylığım, milletvekilliği aday adaylıklarım oldu. Dernek kurdum dört (4) dönem başkanlığını yaptım. Siyasetin mutfağında çalıştım. Ayak oyunlarına tanık oldum. Mevcut siyaset şeklinin liyakate göre yapılmadığını gördüm. Tansiyon, diyabet gibi rahatsızlıklar nedeniyle ara verdim. Yaş ilerledi, o konudaki heyecanımı kaybettim. Gene ülkeme karınca kararınca hizmet etme şeklini kitap yazarak devam ettirme kararı aldım. Deneyimlerimi hangi platformda olursa olsun paylaşmak için hazırım.

Kadına şiddet, kadına tecavüz ve kadın cinayetlerinin nedeni sizce nedir? Yasalar mı yetersiz yoksa kadınlar kendilerini korumaktan mı aciz?

Kadın, aklı ve adaletli yapısıyla kendini korur. Kaba kuvvetle bir yere varılmaz. Birbirlerinin haklarına saygı göstermeliler. Evlenecek çiftler evlilik öncesi en az iki ay uzmanların vereceği bir kursa tabi tutulmalı ve nikah işlemleri sonra gerçekleştirilmelidir. Kurs eğitimi nikah salonlarında verilebilir. Sonra analık babalık eğitimi… Belediyelerin, siyasi partilerin, meslek odalarının asli işlerinden olabilir. Kadını koruyan yasalara rağmen şiddet devam ediyor. Kapitalist sistem evlilikleri de çarkları arasında eritiyor. İnsanlar zor koşullarda uzun zaman diliminde çalışıyor. Sorunlar büyüyor çatışma şiddete dönüşüyor. Psiko sosyal sorunlarda sorunun bir parçası.

CEZALAR TEK BAŞINA YETERSİZ

Kadına tecavüz konusunun toplumdaki her tür açlıktan kaynaklandığını düşünüyorum. Bastırılmış duyguların beden gücüyle kendini göstermesidir. Çok uzun bir konu… Eğitimle desteklenen yasalarla önüne geçilebilir. En önemlisi sevgiyle geçirilen bir çocukluk. Olay gene sosyo-ekonomik sorunların ortadan kaldırılmasına dayanıyor. Cezaların tek başına etkili olacağını düşünmüyorum.

Kadın hakları konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kadınların haklarını Atatürk dünyanın tüm kadınlarından önce vermiş. Kadınların aydınlanmasından korkan siyasi erkler bir başörtüsüyle bile bu ülke kadınlarını 40 yıl meşgul ettiler. Kadın üzerinden siyaset yaptılar ve geldiğimiz nokta. Umarım bir gün duvara çarpmadan akılları başlarına gelir ve verilmiş haklarını kullanırlar. Üstelik hak verilmez alınır. Eğitimli kadınların bile biat kültürü ile hareket ettiklerini görüyor, duyuyorum.

Kadın örgütlenmesi, kendi haklarına sahip çıkmaları konusunda neler önerirsiniz?

Kadın örgütlenmesi diye bir oluşuma sıcak bakmıyorum. İşadamı kavramı nasıl değişti, iş insanı denmeye başlandıysa; sadece örgütlenme adını koyabiliriz. Genel olarak kadınların siyasete bakış açısına gelince durum farklı. Kadınlarda en başta özgüven eksikliği var. Maddi açıdan yeterli değiller. Evin yükü sırtlarında, yorgunlar. Erkekler eşitlikçi yetiştirilmedikleri için, onlara maddi manevi geçit vermiyor.

SİYASETİ EĞİTİMLİ İNSANLAR YAPMALI

Geleneksel erkek egemen toplumun onlara yüklediği misyon. Kadınlar bunu kıramıyor ve kavga çıkıyor. Siyaset, zaman ve parayla doğru orantılı… Erkek genelde çalışıyor, evde işler kalıyor. İkisi de çalışıyorsa zaman yok. Kapitalist sistem zaman ayırmalarına geçit vermiyor. Emekli olunca da insanda yorgunluk ve yandaş hastalıklar oluyor. Ne mi olmalı? Okullarda siyaset ders alanları açılmalı. Kız erkek karışık. Siyaset eğitimli insanlarla yapılmalı. Liselerden başlayarak üniversitede akademik olarak devam etmeli. Mevcut düzende ayak oyunları ile kendini ikinci planda gören kadın nasıl siyaset yapsın. Kadın kollarında kadınlar hizmet sektöründe çalışıyor. Sıra seçilmeye gelince kadınlara dönüp bakan olmuyor. Böylece kadınlar siyasetten kopuyor. Kendi kendilerini de aşağı çekiyorlar; o da ayrı bir konu.

Son soruyu kendinize sormanızı istesem ne sorarsınız? Kadınlara ve topluma hangi mesajları vermek istersiniz?

Kadınlar, kendi haklarına sahip çıkmalı; eğitimde, bürokraside, ülke yönetiminde, siyasette; kısaca her alanda görev almalılar. Toplumu yükseltecek ve ileriye götürecek olan kadınlardır. Dünyayı kadınlar güzelleştirir ve değiştirir.

Şu anda bile korona ile mücadele eden ülkeler arasında en başarılı olanlar, yönetimde kadınların bulunduğu ülkelerdir. Bu gerçeği Batı uygarlığından önce gören ulu önderimiz Atatürk'ümüzü bir kez daha saygıyla, şükranla anıyorum.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500