BURSA
Giriş Tarihi : 17-09-2020 08:23   Güncelleme : 17-09-2020 14:15

BARIŞIN KAHRAMAN ŞAİRİ

Başarılı şair Necip Kahraman, iç dünyasını agazete okurlarıyla paylaştı. Nasırlı elleriyle kalem tutan Kahraman, edebiyatın dünyaya barış getireceğini savunanlardan.

BARIŞIN KAHRAMAN ŞAİRİ

Zeki BAŞTÜRK

Şair Necip Kahraman bir emekçidir. Ekmeğini taştan çıkarır. Alın terinin ve emeğin kutsallığına, yüceliğine inanmıştır. Emekten ve emekçiden yanadır. Yaşamını bu ilkeler ve değerler üzerine kurmuştur. Nasırlı elleriyle geçimini sağlarken, kalem tutmuş ve kalemini halkının buyruğuna vermiştir.

Elinin uzandığı her yerde üretim yapar. Sebze, meyve üretir, bilgi üretir, şiir üretir. Elektrikçidir; aydınlanmadan yanadır. Kurduğu tesisat ile evleri aydınlatırken kalemi ile de beyinleri aydınlatır.

Necip Kahraman kimdir?

Bursa’nın Yenişehir ilçesine üç kilometre uzaklıkta bulunan Uluköy'de 1956 yılında dünyaya geldim. İlk ve son bitirdiğim okul Yenişehir’de Süleyman paşa ilkokulu. İlkokulu bitirdikten sonra, ortaokula devam etsem de o yılların üretim ve çevre ilişkileri beni bir an önce meslek sahibi olup hayata atılmaya zorladı. Ben de Bursa'da Akşam Pratik Sanat Okulu - Elektrik Tesisatçılığı bölümüne kaydımı yaptırdım. Bir dönem, 720 saatlik eğitim alıp tesisatçılık mesleğine geçiş yaptım. Sonraki yıllarda askerliğimi yapıp döndükten sonra ilçe belediyesinde elektrik işçisi olarak işbaşı yaptım ve sonrasında Türkiye Elektrik Kurumu'na devir olduk. 32 yıl süren, zorluk derecesi yüksek iş kolu olan Enerji Nakil Hatları işçiliğinden emekli oldum. 40 yıllık hayat arkadaşım eşim Ayşe Kahraman ile doğduğum yerde yaşamımızı emekli olarak sürdürüyoruz. Yaşamın bize en özel armağanı iki oğlumuz Bursa'da yaşamlarını sürdürüyor. Yaşam kaynağımız torunumuz, kır çiçeğimiz Asya'mız ve gelinimiz diyemiyorum canım kızımız Seden'imizle mutlu bir aileyiz.

Çileli geçen bir yaşamınız var. Ekmeğini taştan çıkaran, nasırlı elleriyle yarınları kurmaya çalışan bir emekçisiniz. Sizi diğer emekçi ve üretken arkadaşlarınızdan ayıran özelliğiniz nedir?

Yaşamı imar eden, güzel kılan, günlük yaşamın telaşı içinde, yürünen, kat edilen her mesafede emeğin imzası, emekçilerin alın teri vardır. Emek hayatın devamı, kaynayan aşı, ekmeği, suyudur. Ne kadar ayrıştığım veya birleştiğimi bilemiyorum fakat her zaman inandığım,  sonuna kadar savunduğum yaşam ilkem şu: “Yaşamın en yüce duygusu sevgi, hayatın en kutsal değeri emektir.” Bu düşüncemi, kimi şiir dili, kimi sohbet dili, kimi empati kurarak yaşama aktarmaya çabalıyorum.

Bir emekçi olarak yaşamını değiştirdiğiniz pek çok insan olduğunu tahmin ediyorum. Bu konu ile ilgili birkaç örnek verebilir misiniz?

Zorluk derecesi işler insanı düşünmeye ve sebep sonuç ilişkisi kurmaya, yaşamı sorgulamaya zorluyor. Yaşamın kendi pratiği içinde sorgulanması, detaylandırılması, çevrenizde farkındalık oluşmasına neden oluyor. Düşünen insanların sayısı artıyor. Koşulsuz kabul ediş, sorgusuz yöneliş, insan varlığını en güçsüz kılan hal ve durum. Günlük yaşamım içinde empati kurabilme, her insanla kendimi eşitliyebilmeye ve bunu çok samimi yapmayı kendime görev sayıyorum. Bu anlamda çok köklü ve çok değerli dostluklar gelişiyor. Bu beni çok huzurlu kılıyor. Yaşamın vaz geçilmez gerçekliği içinde yaşamı özümsemek ve yozlaşmadan, üretmeden tüketmek gibi algı operasyonlarına, reklamlarına aldanıp kapılmadan, farkındalıklı bireyler olmak hayatı ve dünyayı iyi okuyup, çelikleşmiş dirençli düşüncelerimizle, örgütlü toplumun barışçıl eylem pratiği bilinci içinde durdurmak, bu düzeneği bozmak zorundayız diye düşünüyorum.

HER İNSAN, KENDİ YALNIZLIK ÖYKÜSÜNÜN BAŞKAHRAMANIDIR

Hangi işlerde çalıştınız, çalışırken hangi zorluklarla karşılaştınız ve sizi zorlayan etkenler nelerdi?

Belirttiğim gibi, Enerji Nakil Hatları’nda çalıştım. Zorluk derecesi çok yüksek bir iş koluydu. Dahası o yıllar ölümlü iş kazaları oranının da çok yüksek olduğu yıllardı maalesef. Kış şartlarında ekip ve ekipmanın yetmediği, yolların kardan kapandığı, ulaşıma imkan vermediği durumlarda ağır yükleri sırtlanıp saatlerce yol kat edip arızaları onarmak çok zorlukluydu. Bu zorluklu şartlarda Köy birimlerine ve özel işletmelere kesintisiz ve kaliteli elektrik enerjisi iletimi çabası içinde yıllarım geçti gitti hocam. Sorumluluğu, ekip ruhu yaratılması, İşçi sağlığı ve İş güvenliği konularında duyarlı olmak gibi çok önemli görevler aldım. Sendika İş yeri temsilciliği görevim sebebiyle, daha detaylı görmek, daha çok ilgili olmak, sorumluluk almak, iş disiplininin sağlanması işçi ile İş veren noktasında kurulan ilişkilerin sağlıklı, eşitlikçi ve adaletli yürütülmesi gibi vaz geçilemez uygulamaların içinde bulundum.

Ayrıca bana yaşamımın en değerli ve unutulmaz anılarını ve tecrübelerini insanlarla kurduğum empati ve yalın, dürüst ilişkilerle edindim. Çok naif, çok temiz, çok dürüst, çıkarsız, umarsız, sadece güzel bakan ve güzel gören, yürekleri pırıl pırıl insanları tanıdım ve tanıdıkça şunu öğrendim: "Her insan kendi yalnızlık öyküsünün, yeryüzündeki baş yapıtıdır." Bu sözlerle başlayan Yorgun Eylül Güneşi isimli kitabımda bir de şiirim vardır. Emek olmadan Sermaye olamaz. Hiç bir sermaye emeksiz yaşayamaz. Emek sömürü aracı değildir, olmamalıdır.

Zorlu ve yorucu bir süreç olan iş yaşamınızda şiire de zaman ayırdınız. Şiirle ne zaman ve nasıl tanıştınız?

Şiirle tanışmam çok genç yaşlarda okuma tutkusuyla başladı. Dünya klasikleri ve büyük usta Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Pablo Neruda ve diğer dünya şairlerinin de kitaplarını büyük bir hazla defalarca okudum. Burada ismini rahmetle anmadan geçemeyeceğim, efsane öğretmenim İsmail Bolelli ışıklar içinde uyusun, bizlere yaşamı sorgulamayı, zengin ifade gücü ile dilimizi kullanmamızı, her fırsatta öğretti. Ben de çok etkilenmiş olacağım ki Meydan Larousse, hayat ansiklopedisi ve Türk Dil Kurumu'nun 275 binlik sözlüğünü bir çok kez A’dan Z’ye bitirmişimdir. Belki farkında olmadan şiir yazmaya, duygularımı aktarmaya bu okuma alışkanlıklarım sebep olmuştur. Bir de hayat bana her zaman yaşamın tam orta yerinden yer verdi. Ne aşağıdan ne yukarıdan yaşamın tam orta yerinden yazmaya koşullandırdı.

Şiir benim için yaşamın süsü, rengi, sorgusu, isyanı, güzellemesi; dahası yaşamın üçüncü gözü, farkındalıklı, derinlikli sözüdür diyorum.

Ölçüsüz ve uyaksız bir şiir biçimini, serbest nazım diye adlandırılan bir biçimi yeğliyorsunuz? Bunun bir nedeni var mı?

Ben şiirlerimi genelde yaşanmışlıklardan öykünerek yazıyorum. Kimi şiirlerim çocukluğumda iz bırakan insanlar veya duyduğum öykülerden esinlenerek duygu yoğunluğu yaşayarak çıkıyor. Zamanı belli olmuyor, bir anlık duygu atağı geliyor,  eskiler yeniler her şey bir birine giriyor.

Derken sözcüklerle oynuyorum,  bakıyorum şiir oluyor.

Şiirlerinizi nerelerde, hangi dergilerde yayınlıyorsunuz? Sobelenmiş Şiirler, Yorgun Eylül Güneşi gibi basılmış kitaplarınız olduğunu biliyoruz… Bu saydıklarım dışında basılmış eserleriniz var mıdır?

İlk şiirlerimi ben utana sıkıla kıymetli hocam Fehmi Enginalp'e sunmuştum. “Bunlar şiir midir, mani midir?” diye de sormuştum. Sağ olsun benimle ilgilendi, şiirlerimi değerlendirdi ve bunların kitap olabileceğini söyledi. İlk kitabım Yorgun Eylül Güneşi, Alp Yayınları'ndan 2017 yılında çıktı. İlk kitabım cesaretimi arttırmış olmalı ki ardından 2019 yılında İstanbul ZİNDE Yayınları'ndan Sobelenmiş Şiirler adlı kitabım çıktı. Şiirlerimi dergilerde yayımlamadım. Üçüncü kitabım için henüz erken diyorum. Yine de önümüzdeki zaman dilimleri ne gösterir bilemiyorum. Ben biraz daha zaman geçsin diye düşünüyorum.

SANATÇI DUYARSIZ KALAMAZ

Şiirlerinizin teması genelde sosyal ve toplumsal içerikli. Bu duygu yoğunluğu yaşam biçiminizden ve toplumsal olaylara bakışınızdan mı kaynaklanıyor?

Şiir yaşama ayna tutmalı, okuyanı sarsmalı, düşündürmeli, sorgulatmalı. Günümüzün algı yaratım ve yönetim araçları, koşulsuz itaat, edilgin olma hali, ürkü yayılımına uyumlu, insan varlığının doğuştan var olan özgüven duygusunu törpüleyen, örselenmişlik pompalıyor. Bu sosyolojik algı yönetimini görüyor olmak başlı başına şiire  zorunlu görevler yüklüyor. Bu yükü şair tartıp ölçerek ağırlığını, boyutlarını, yarattığı travmaya aracılık edip dillendiriyor yaşama sunuyor olmalı. Kendi adıma örnekleyecek olursam 2015 yılında Özgecan cinayetinde çok duygulanmıştım; ağlaya ağlaya aşağıdaki şiirimi yazmıştım. Toplumun ortak acısını aktarmak adına. Yorgun Eylül Güneşi kitabımda da yer alan şiirimi aktarıyorum.

UTANDI YERYÜZÜ ÖZGECAN’A…

Katletti insanlığı

Kahpeliğinde karanlığın...

Cebinde taşırken ölümü

saklandı dünyanın kuytusunda

yıkadı ellerini...

Utandı YERYÜZÜ

Kazdı bağrının toprağını

açtı mezarını

örttü üzerini...

Ayrıca Ege Denizi'nde boğulan Suriyeli Aylan bebeğe o günlerde yazmış olduğum şiirimi de okuyucularımızla paylaşmak isterim.

BİR ÇOCUK VURDU KIYIYA

Suriyeli Aylan Bebeğe…

Bir balığın ölüsü değil

Bir çocuk vurdu kıyıya.

Yıllardan

Emperyalist paylaşım savaşlarıydı.

Bankaları küresel şirketleri

Topları tüfekleriyle

Aylardan

Arap baharıydı

Vahşi hırslarıyla

Çeteler ve işbirlikçiler

Ateşe boğdular

Çocukları anaları.

Korktu çocuklar

Attılar kendilerini denizlere

Bir balığın ölüsü değil

Bir çocuk vurdu kıyıya

İYİ BİR ÇEVRECİ

Ozanlığınızın dışında toplumsal konulara, halkın sorunlarına da duyarlısınız. Pek çok STK'ya üyesiniz ve gönüllü çalışmalar yapıyorsunuz. Bunun bir nedeni var mıdır?

İlçemde Tüm Emekliler Sendika temsilciliği görevini çok kıymetli arkadaşlarla birlikte üstlendik. Kısa sürede şube olma başarısına ulaştık. Yerelde ve genelde emeklilerimizin sorunlarını duyurmaya, görünürlülük kazanmaya, bunun yanında ilçemizde Yenişehir Çevre Platformu’nun (YEÇEP) bileşeni olarak çevreye karşı duyarlılığımız aralıksızca ve kararlı biçimde sürüyor.

Son soruyu kendinize sormak isteseniz, ne sorardınız?

Her gün kendimle yüzleşen biriyim. Hayatı derinliğine,  daha çok iz bırakacak kadar önemsediğimi, varlığımın yaratılmışlıktan gelen sorumluluğunu hiç aklımdan çıkaramıyorum. Kendimi daha çok üretmek, farkındalık yaratabilmek adına sürekli uyarıyorum diyebilirim. Kendime en çok sorduğum soruya gelince, belki çok iddialı bir söz olacak… ‘Yeryüzünün özünden, kaynağından, duygu volkanından harlı korlu sözcükler çalıp dünyada yaşayan tüm halkların belleğine yerleşmiş sevgi, barış, kardeşlik, eşitlik şiirini ne zaman yazacaksın?’ diye soruyorum kendime.

GÖKTEN ÜÇ ELMA

Gökten üç elma düşse,

renkleri gökkuşağı kokulu

birinin adı SEVGİ, diğerinin ki BARIŞ

Üçüncüsü KARDEŞLİK...

Dağılsalar yeryüzüne

SEVGİ dolaştığınca yok etse kin ve nefreti

BARIŞ kıtalarca gezse

gezdiğince bitirse savaşları

KARDEŞLİK dolaşsa tüm ülkeleri, halkları…

Yeryüzüne pay etse tüm zenginlikleri eşitçe

son bulsa yoksulluklar.

İnsanlar GÖKYÜZÜ maviliğinde umut umut

yağmur yüklü bulut olsa

yağsa mutluluk.

GÖKKUŞAĞI koksa YERYÜZÜ

Bir daha masallarda bile düşmese

Gökten üç elma...