KÜLTÜR
Giriş Tarihi : 22-08-2020 09:22   Güncelleme : 22-08-2020 09:22

ALACA DÜŞLERİN OZANI HALİME YILDIZ

Bir göçmen kızı. Bir Balkan güzeli. Deliorman'ın kokuları, annesinin masallarıyla büyümüş. Dedesinin sevgisiyle yoğrulmuş. Ezop'u, Puşkin'i, Nazım Hikmet'i çocukluğunda tanımış. Sözcük dağarcığı masallarla varsıllaşmış. Sözcükler, onun için büyülü bir evren olmuş. Ailesinde aldığı eğitimler, öğretmenliğinde onu çocukların masalcı teyzesi yapmış.

ALACA DÜŞLERİN OZANI HALİME YILDIZ

Zeki BAŞTÜRK

Çok sevdiği mesleğini, öğretmenliğini yaparken öğrencilerini çok sevmiş. Sevmeyi, öğrencilerindeki yeteneği ortaya çıkarmayı ilke edinmiş kendine. Bilimin ve sanatın gücüne inanmış.

Bir öğretmen, bir ozan, bir masalcı olmanın ötesinde resimle uğraşmış, el sanatlarına ilgi duymuş, TV programları ve sunuculuk yapmış çok yönlü bir insan. TRT sunucuları gibi diksiyonu ve ses tonu olağanüstü. Vurgu ve tonlamaları da...

Evliya Çelebi gibi   bir gezgin  o. Gezmediği , görmediği yer kalmadı sanırım. Macera ruhlu. Çantasını sırtladığı gibi düşer yollara. Gözlemlerini, izlenimlerini sözcüklere döker. Sözcükler, şiir olur, masal olur, deneme olur.

Bugün sizlere özgün bir kişiyi, özgün bir kişiliği tanıtmaya çalışacağım. Hemen sorulara geçiyorum.

ÇOCUKLUĞU, İNSANIN ANAHTARIDIR.

Sizi, kendi ağzınızdan, kendi kaleminizden tanıyalım. Kendinizi anlatır mısınız? Nerede doğdunuz? Nerelerde okudunuz? Nasıl bir ailede ve ortamda büyüdünüz?

Bulgaristan’da doğdum. Coğrafyanın insan üzerindeki derin etkisine inandığım için bunu özellikle söylüyorum. İlkokulu Bulgaristan’da, ortaokul ve liseyi Eskişehir’de, üniversiteyi İstanbul’da okudum. Çocukluğum küçük bir Balkan köyünde geçti.Bu yılları Balkan reçeli olarak anlatırım.Oldukça renkliydi. Tadı damağımda kalan renklere yazılarımda ve şiirlerimde hep yer verdim. Çocukluğu insanın anahtarıdır. İki dilde büyüdüm. Büyüdüğüm dilin birini zamanla unuttuğum için çok üzgünüm. Anılarımla bağ kurmak için unuttuğum dil olan Bulgarca’yı yeniden öğrenmeye çalışıyorum. Annemin masalları, dedemin şefkati, Deliorman’ın kokularıyla bezeli bir çocukluktu yaşadığım.

Yetiştiğiniz ortam, aldığınız eğitimler, yaşamınızı nasıl etkiledi? Bu etkilerin izlerini şimdilerde yine taşıyor musunuz? Etkisinde kaldığınız olayların olumlu ya da olumsuz yanları nelerdir?

Doğrularım ve yanlışlarım, okuduklarımdan çok dinlediklerimle şekillendi. Annemden tekrar tekrar dinlediğim üç masaldan biri Puşkin’in, biri Ezop’un, biri de Türk masalıydı. Güzel bir seçki sunulmuş bana. Annem Nazım Hikmet’i çok severdi, yakın bir köye geldiğini ama babası izin vermediği için gidip dinleyemediğini üzüntüyle anlatırdı. Koca şair dediği Nazım Hikmet’in Kız Çocuğu şiirini bana ezberlettiğinde beş altı yaşlarındaydım. Annem hayatı boyunca bir erkek tarafından yolu kesilmiş bir kadın olarak yaşadı. Ben onun yaşayamadıklarının ete kemiğe bürünmüş haliydim. Dedemse Türkiye’ye 1951 göçüyle uğurladığı ve bir daha göremediği kızı yerine koymuş beni. Adımı da o vermiş. Kızının adı Halime’ymiş. Şefkati ve sevgisi kocamandı. Beni gerçekten sevdiğine emin olduğum tek erkektir dedem. Ya baban diyeceksin? O hep çalışırdı ve çok otoriterdi, sevgisini görebilmek için ipuçlarını takip etmem gerekirdi. Aldığım okul eğitimleri elbette beni etkiledi ama daha çok hayatın verdiği eğitimden etkilendim. Papatyalarını toplayıp sattığım Balkan kırları, ormanınkardelen çiğdem mantar dolu şenliği… Evimizin hemen yanından geçen dere, soğuk kış gecelerinde anlatılan hikâyeler, kurt sesleri… Göç mesela! Yeni bir eğitim dili, bambaşka bakış açıları, farklı arkadaşlar, kırılmalar, şaşkınlıklar… Sonra Eskişehir! Beni küllerimden yeniden doğurdu. Ortaokulda şiirden soğutan, lisede şiire tekrar aşılayan öğretmenlerim oldu.Dili kullanmanın sihrine âşık olduğum için tiyatrocu olmayı, spikerlik yapmayı ara ara düşünsem de edebiyat öğretmenliğinde karar kıldım. Ama şiir hep vardı. 

Sizi yakından tanıyan biri olarak başarılı bir öğretmen olduğunuzu biliyoruz. Bilim ve Sanatla iç içesiniz. Yaşamını değiştirdiğiniz, onlara dokunduğunuz çocukların olduğuna tanık oldum. Öğrencilerinize, sanatsever çocuklara nasıl dokundunuz? Onlarda neleri, nasıl değiştirdiniz? Öğrenmek isteriz.

Öğretmenlik çok büyüleyici bir meslek. Hukuk Fakültesine girebilecek kadar yüksek puanlarım varken edebiyat öğretmenliğini birinci tercihe almamı annem uzun süre hazmedemedi. Yıllar sonra bir kültür merkezinde konuşma yaparken dinlemişti beni, o gün ikna olmuş sanırım, “Sen sadece öğretmen değil, başka bir şey olmuşsun” dedi. Ben aferinciyim biraz, anneminaferinini alınca Nobel almış gibi oldum. Sevmek o kadar geçirgen ki! Tutkuyla seviyorum yaptığım işi. İş bile diyemiyorum yaptığıma. Birilerine katkı sağlamak. Bu benim hayatta bulunma amacım. Diyarbakır’dan Bursa Bilsem’e kadar yüzlerce mucizeye tanık oldum.Emeğe çok inanıyorum. Yetenek ve proje merkezli olan Bilsem’deöğrenci seçilmiş bile olsa, emek vermiyorsa iyi bir sonuç elde etmek mümkün değil. Tam tersi, yeteneği daha az olan öğrencilerin emek verdiklerinde muhteşem çalışmalar ortaya çıkardıklarını gördüm. Dehanın onda biri yetenek, onda dokuzu çalışmak, dediği gibi Einsten’in. Emek vermeyen yol alamıyor, IQ’su 160 bile olsa. Zaten artık diploma devri de bitiyor. Pandemi ile birlikte başlayan uzaktan eğitim (bana göre uzaktan öğretim) diploma devrinin bittiğinin de sinyallerini veriyor. Öğrenciler artık dünyanın başka bir ülkesinden uzaktan ders alarak kendilerini yetiştirebilecekler. Yaratıcı fikirler ortaya koymak ve eleştirel düşünmek inanılmaz önemli bir meziyet. Hayatına dokunduğum öğrenciler yıllar sonra beni arayıp harika şeyler anlatıyorlar. Diyarbakır’daki öğrencilerimden biri “Dediğinizi yaptım hocam. Beş kızımı da okuttuğumu söylemek için sizi arıyorum” dedi mesela. İzmir’de Tüyap’a gelen bir öğrencim bütün kitaplarımı satın alıp Diyarbakır’a gönderdi, “Onlar da sizi tanısın” dedi. Avukat olmuş bir öğrencim “Derste anlattığınız bütün yerleri geziyorum hocam, şu an Olimpos’tayım” dedi. En çok da “Allah razı olsun, sizden sevgiyi öğrendik” diyen Diyarbakır’daki öğrencilerim mutlu etti beni. Bilsem’de harika kitaplar yazan ve edebiyat ödülleri alan öğrencilerim oldu, bunları biliyorsunuz zaten. Ama onların “Sizin gibi olmak istiyoruz” cümleleri beni daha çok ilgilendirdiği için kendimi geliştirmeye devam etmeyi çok ciddiye alıyorum. Samimi olmak her şeyi hallediyor biliyor musunuz? Sevmek! Öğrenciyi keşfetmek! Bilime, sanata, aklın ve kalbin gücüne inanmak!Hayal kurdurabilmek! Ezber bozdurabilmek! Ama önce… Önce insan olmak.

Şiir, en güzel meyvedir

Öğretmenliğinizin dışında başka uğraşlarınızın da olduğunu biliyoruz. Şiir yazıyor, masal anlatıyor, okullarda söyleşiler yapıyorsunuz? Yazma isteği ve merakı ne zaman ve nasıl başladı? Okuyucularla paylaşır mısınız?

Bunların dışında da pek çok uğraşım oldu. Amatörce de olsa resim yapmayı seviyorum. Bazı kitaplarımın kapak ve iç resimlerini çizdim. El sanatları ile uğraştım sekiz yıl kadar. İki yıl radyo programları hazırlayıp sundum.Ama her şey bir yana şiir bir yana. “Şiir en güzel meyve” diyor üniversite hocam Okan Baba. Evet, şiir benim en sevdiğim meyve. Masal anlatmak ve masal dinlemek ise bir çeşit doğamıza dönme töreni. Her şeyden sıyrılıp sadeliğin ihtişamın içinde sadece sözün gücüne sarılmak. Aslında bir anlatanı varsa her şey masal, her şey hikâye. Anlatma geleneğini seviyorum. Söyleşilerimde de bu tadı buluyor olmalılar ki “Sen konuş, biz saatlerce dinleriz” diyorlar. Bir söyleşimde öğrencilere “Çok konuşur da sizi sıkarsam, arkanıza dönün ara sıra, anlarım ben” demiştim. Öğrenciler kıpırdamayınca bir süre sonra kırk dakikalık süremi aşıp aşmadığımı sordum? Meğer üç buçuk saat olmuş. “Daha konuşursanız dinleriz” dediler. Onlara dinleme kültürünü veren öğretmenlerini de kutladım. Dinlemek çok önemli meziyet. Yazma ve konuşma merakım ne zaman başladı tam bilmiyorum, kendimi bildiğimden beri var sanki. Fakat her ikisi için de o eylemin enerji alanında olmak lazım. Bazen tek kelime yazamaz ve tek kelime konuşamaz insan.Kelimelerin gücüne bayılıyorum. Şifa veren, öldüren, âşık eden, nefret ettiren, büyüleyen güçlerine merakım gün geçtikçe artıyor.

Şiirlerinizde kendinize özgü bir teknik, bir biçem(üslup) yarattınız. Sözcüklerle dans ediyor, sözcük oyunları yapıyorsunuz. Şiirlerinizde özgün imgeler kullanıyorsunuz. İlginç benzetmeler, kişileştirme ve konuşturma gibi söz sanatlarını ustaca kullanıyorsunuz. İmgeler ozanı ve söz cambazı diye tanımlamak isterim sizi. Şiirlerinizi okurken, insanları derin derin düşünmeye, yaşananları sorgulamaya yönlendiriyorsunuz. Bunun özel bir nedeni var mıdır?

Şairin bir üslubunun olması gerekir tabi. Bunu yapabildiysem ne mutlu bana. Okurlarımın da söylediği bir şey bu. Derinliğe gelince. Şiir yazan bir kişinin sadece edebiyat bilmesi yeterli değil gibi geliyor bana. Felsefe, psikoloji, teoloji, sosyoloji de bilmek gerekir. Şiir pek çok şeyden güç alır. Diğer sanat dallarından ve diğer şiirlerden de güç alır. Etkilenmemek için okumuyorum gibi bir saçmalığı kaldıramaz şiir. Bir etki bırakmak gerekirse bu büyüyü sözcüklerle yapar şair. Sözcük hâkimiyeti şarttır. Ancak sözcüklere hâkim olan kişi onlarla oyun kurabilir. Fakat burada bir tehlike de var. Şiiri imge bataklığına dönüştürmek. Sanatsal haz ne kadar önemliyse, okurun şiirde kendinden bir şeyler de bulması önemlidir. Şiirin penceresi biraz aralık olmalı, şiir yaşamdan doğar,dünyalıdır. Onu nefessiz bırakmak yanlıştır. Şiirde kendi ayarımcaaklımı ve duygularımı kullanarak bir denge kurmaya çalışıyorum.

Başarı nedir?

Çok bilinen, çok tanınan ve çok sevilen bir ozansınız. Şiirleriniz yerel ve ulusal dergilerde yayınlandığı gibi yurtdışında da yayınlanmakta. Ününüz giderek yurt sınırlarını aşarak uluslararasına yayılıyor. Bu başarıyı nasıl yakaladınız? Şiirleriniz hangi dergilerde yayınlandı? Okuyucuların merakını gidermek için yanıtlarını bekliyoruz.

Teşekkür ederim.Türkiye dışında çıkan dergi ve gazetelerden Köprü, Nöbettepe, Bay, SlovotoDnes,Türkçem’de yayımlandı şiir, masal ve denemelerim. Türkiye’de de pek çok dergide yayımlandı. Başarı nedir, bunu tam tanımlayamıyorum. Ama yazmayı çok sevdiğimi, kültürel olarak dengeli beslendiğimi ve çok çalıştığımı söyleyebilirim.

Başarılı bir öğretmen, başarılı bir ozan ve başarılı bir masalcısınız. Masallarla çocukların gönüllerini kazanıyor, onları masal evreninin gizemiyle ve olağanüstülüğü ile kuşatıyorsun. Başarılarını yazın ve sanat dünyası da görüyor ve değerlendiriyor. Yazın ve sanat alanında kazandığın pek çok ödül var. Aldığınız ödülleri bizimle paylaşır mısınız?

Ara sıra bazı yarışmalara katılıyorum. Ama asıl ödül, birinin bir kaç dizemi ezbere okuması, bir çocuğun hayreti, birinin kalbine dokunmak, kitabımı merakla okuyan biriyle aniden mesela bir sahil kasabasında karşılaşmak. Aldığım ödüllere gelince: 1993 Milli Eğitim Şiir Yarışması İkincilik Ödülü, 1998 Ana Edebiyat Dergisi Şiir Yarışması İkincilik Ödülü, 2012 ÇKSD Uluslararası Şiir Yarışması Mansiyon Ödülü, 2013 İbrahim Yıldız Şiir Yarışması Seçici Kurul Ödülü, 2017 Raşit Kara Şiir Yarışması Birincilik Ödülü, 2017 Bornova Belediyesi Şiir Yarışması Üçüncülük Ödülü, 2019 Yunus Emre Şiir Yarışması Birincilik Ödülü, 2019 Bursa’dan Çocuk Edebiyatına Katkı Ödülü, 2020 Hacı Bektaş Veli Şiir Yarışması İkincilik Ödülü.

Çok üretken bir ozan ve masalcısınız. Yazmaya doyamıyor, sürekli üretiyorsunuz. Sizi daha yakından tanıyabilmek için ürünlerin türlerini ve kitaplarının adını okurla paylaşırsanız sevinirim.

İlk kitaplarım yetişkinler için yazılmış kitaplardı ama son on bir yıldır çocuklar ve gençler için de yazıyorum. Özellikle çocuklar için yazılmış kitaplarımın çok sayıda baskı yapması beni heyecanlandırdı.Beş adet okul öncesi dosyam ve bir çocuk dosyam da tamamlandı, beklemede. Sanırım sırada yetişkinler için yazdığım şiirlerden oluşan bir kitap var. Eli kulağında!.. Bugüne kadar basılan kitaplarımı yıllara göre sıralamam gerekirse:Sensizlik Yüreğimin Deprem Kuşağı, şiir,1997; Kadın Suretleri, şiir, 2008; Yorgun Atlar Tekkesi, gezi-deneme, 2009; Köpriya, gezi-deneme, 2013; Uçurtmayla Balık Tutmak, ilk gençlik kitabı, 2011; Udumbara, şiir, 2012; Ve, öykü, 2012; Kertenkelime, ilk gençlik kitabı, deneme, 2012; Sudanya Gezegeni, masal, 2014; Şehzadenin Sırrı, masal, 2016; Doremi Selami, öykü, 2019; Buyruklu Yıldız, şiir, 2020.

Bilmek isteyen yola çıkar

Öğretmenlik, ozanlık ve masalcı teyze olmanızın ötesinde ilginç bir yanınız daha

var. Yeni ülkeler gezmek, yeni yerler keşfetmek, doğal ve tarihsel güzelliklerle otantik değerlere ilgi duymak gibi ilginç ve özgün bir özellik. Meraklı bir kişilik ve maceracı bir ruhunuz var. Bu güne değin nereleri gezdiniz? En ilginç ve sizde iz bırakan yerler neresidir? Uluslar hangileridir? Yanıtlarınızın ilgi çekeceğini umuyorum.

En çok bu konuda konuşmayı seviyorum. Bir şaman sözü var, çok severim, “Bilmek isteyen yola çıkar”. Gezmek, hiç mezun olmak istemediğim bir okul benim için. Gitmek gitmeyi, oturmak oturmayı doğuruyor. Bir kez bulaştı mı insana yolların mikrobu artık durmanız mümkün olmuyor. Elime geçen parayı, dolara avroya değil yollara çeviriyorum. Ayrıca yola çıkmak şık bir eylem, doğru zamanda bir sevgiliden ayrılmak gibi. Ayrılmak yaratıcı kılar insanı. Her şeyi geride bırakmak arınmaktır. Gezerken bize benzemeyen insanlarla karşılaşırız, böylece kendi gibi olmayanı kabul etmeyi öğrenerek büyürüz. Bütün gezgin kadınlar Şehrazat’tır. Harika hikâyeler anlatırlar. Yollar inanılmaz ilham verici. Hızlı karar verme yeteneğini geliştirir ve keşfetme hazzı verir.  Yeni bir şey deneyimlemeye bayılıyorum. Yer altı nehrinde sandalla dolaşmak, file binmek, okyanusa girmek, ölü yakma törenine katılmak, rikşayabinmek, kan güllerine basmadan yürümek,bir orta çağ şehrinde zaman yolculuğu yapmak… Çok meraklıyım, bazen bir çocuktan bile çok. Türkiye’nin neredeyse tamamını gezdim. Görmediğim üç il kaldı. Otuza yakın ülkeyi gezdim. Hindistan benim için çok ilginç bir tecrübe oldu. Karadağ’ı, Kotor’u görsel olarak beğendim, Transilvanya etkileyici. İnsanlarını ilginç bulduğum ülke Hindistan.Ama ben ülkeme âşık bir kadınım.

BEN, ÜLKEME AŞIĞIM!

Güleç bir yüzünüz, etkileyici bir konuşmanız var. Güzel şiir okursunuz, güzel konuşursunuz, güzel masal anlatırsınız. Bu özelliklerinizin dışında çağdaş görünümlü aydınlık düşünceli birisiniz. Bir öğretmen, bir şair ve sorumlu bir aydın olarak okurlara ne söylemek istersiniz? Son sözünüz ne olabilir?

Hayret etmeyi, keşifler yapmayı ve hayal kurmayı bırakmamak ve tutkuyla yaşamak lazım. Gülümsemek dünyanın her yerinde kapılar açıyor (bir ülke hariç)! Coğrafyamız büyük şans, harika bir ülkede yaşıyoruz, gezip görmek için fırsatlar yaratmalı. Son söz;aydınlık için her zaman karanlık şart değil, karanlık zaten bildiğimiz bir şey bizim. Çok ilginç ve özgün bir kişilik olan Halime Yıldız ile söyleşimiz burada sona erdi. Sorularıma içtenlikle yanıt verdiği için kendisine teşekkür ederim. Beğenerek okuduğunuzu umuyor; şiirli günler diliyorum.