BURSA
Giriş Tarihi : 31-01-2020 00:06   Güncelleme : 31-01-2020 01:12

Afetlere karşı bilinçli olalım

Kâinatın düzeni ve işleyişi “Sünnetullah” denilen ilâhî kanunlara göre cereyan eder. Cenâb-ı Hak bu kanunları sonsuz kudretiyle ve ilmiyle belirlemiştir. Toprağın, rüzgârın, suyun ya da ateşin kendine has bir yapısı ve dengesi vardır. İnsanoğlu bu yapıyı bilerek ve bu dengeyi koruyarak yaşamak durumundadır.

Afetlere karşı bilinçli olalım

Muhterem Müslümanlar! Ülkemiz geçen hafta büyük bir depremle sarsıldı. Hüzün ve keder yüreklerimizi dağladı. Onlarca kardeşimizi ahiret yolculuğuna uğurladık. Yaralılarımız ve evini barkını yitiren insanlarımız için seferber olduk. Afet gerçeğiyle bir kere daha yüzleştik. Bu elim hadisede vefat eden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve sevdiklerine sabr-ı cemil niyaz ediyoruz. Rabbim, yaralılarımıza şifalar ihsan eylesin. Depremden zarar görenlere en kısa zamanda toparlanmayı, yaralarını sarmayı, hayata tutunmayı nasip etsin. Milletimizi bu tür afetlerden muhafaza buyursun. 
Aziz Müminler!
Kâinatın düzeni ve işleyişi “Sünnetullah” denilen ilâhî kanunlara göre cereyan eder. Cenâb-ı Hak bu kanunları sonsuz kudretiyle ve ilmiyle belirlemiştir. Toprağın, rüzgârın, suyun ya da ateşin kendine has bir yapısı ve dengesi vardır. İnsanoğlu bu yapıyı bilerek ve bu dengeyi koruyarak yaşamak durumundadır.
Deprem de ilâhî kurallara uygun biçimde meydana gelir. İnsanoğlu depreme engel olamaz; depremin zamanına ve şiddetine müdahale edemez. Ama depremde zarar görmemek için çeşitli önlemler alabilir. Zira deprem, sel, yangın gibi doğal afetler karşısında can ve mal kaybının en aza indirilmesi ancak gerekli tedbirleri almakla mümkündür. 
Kıymetli Müslümanlar!
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!”  Mümin, imtihan dünyasında farklı sıkıntılarla karşılaşacağını bilerek yaşar. Sınırlı ve aciz bir varlık olduğunun, kul olarak Rabbine muhtaçlığının farkındadır. Sıkıntılar karşısında elinden geldiği ve gücü yettiği kadar mücadele eder. Aklını, bilgisini, tecrübesini kullanarak tedbirini alır. Sonrasında ise imanı gereği, teslimiyet ve tevekkül ile hareket eder. Uğradığı musibetten sabrederek ve güçlenerek çıkar. Nimete şükür, mihnete sabır göstererek ilâhî imtihanı kazanır. Peygamberimiz (s.a.s), müminin bu halini şöyle anlatır: “Müminin durumu ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır. Bu durum sadece mümine hastır. Bir nimetle karşılaştığında şükreder; bu onun için hayır olur. Bir musibetle karşılaştığında ise sabreder; bu da onun için hayır olur.” 
 

Önce tedbir sonra tevekkül
Afetlere karşı sorumluluğunun bilincinde olmak, mümince bir duruşun gereğidir. Takdir Allah’ındır, bizlere düşen ise önce tedbir almak, sonra Rabbimize tevekkül etmektir. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.s) musibetler karşısında tavrımızın nasıl olması gerektiğini şöyle anlatır: “Allah ihmalkârlık ve gevşeklikten hoşlanmaz. Senin akıllı davranman gerekir. Fakat artık yapabileceğin bir şey kalmadığı zaman,    ‘Allah bana yeter. O, ne güzel vekildir.’ de.” 
Öyleyse acı tecrübelerden ders alalım. Güvenli bir hayat için afetlere karşı hazırlıklı olalım. Tabiatın dengelerine ve yaşadığımız bölgenin gerçeklerine uygun, doğru ve sağlam adımlar atalım. Ailemizi afet ve acil durumlar hakkında bilgilendirelim.
Aziz Müslümanlar!
Hamdolsun ki dün olduğu gibi bugün de inancı, mezhebi, etnik kökeni ve düşüncesi ne olursa olsun milletçe el birliğiyle yaralarımızı sarıyoruz. Devletimizin desteği ve milletimizin dayanışması her türlü takdirin üzerindedir. Sevgili Peygamberimizin müjdesi ise bu aziz, fedakâr ve cömert milleti beklemektedir: “Bir kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da o kulun yardımcısıdır.”

KULLUK AYNAMIZIN SİLECEĞİ: 
Tövbe 

Nakıs varlığın, Subhan Allah karşısında kendisine çeki düzen verişinin adıdır tövbe. Hz. Ademaleyhisselam’dan öğrendiğimiz en kıymetli hazinemiz. Düşsek de sürçsek de bize her daim açık olan bir kapının varlığından haberdar olan kimsedir tevbekar. “(Günahtan) pişmanlık duymak, tövbedir” (HM4012 İbn Hanbel,1,433) buyuran Rasulullah (sas)’in ifade buyurduğu gibi pişmanlığı  derinden hissedip, günahı büyük-küçük diye ayrım yapmadan pişman olmak da bir tevbe değil miydi?

Hal böyleyken günahlarımıza toptan tövbe etmeyi beklemek neden? Hata işlediğini fark eden kul, hemen ardından “Affet Ya Rabbi!” dese Rabbi onu geri çevirir mi? “Yine de Allah’a tevbe edip bağışlanma istemeyecekler mi? Oysa Allah bağışlayandır, esirgeyendir” (Maide/74)  buyuruyor Rabbimiz. Hiç bekleme, hemen gel, toprağın üstündeyken gel. Günahlarım haddi  aştı, diyerek şeytanın çelmesine takılmadan gel. Peygamberin veriyor müjdeyi: “Biriniz kaybettiği hayvanını bulduğu zaman ne kadar seviniyorsa, muahakkak Allah da sizden birinin tövbesine bundan daha çok sevinir.” (M6953 Müslim, Tevbe, 2)
Tövbelerimiz, şer yolda yürürken bizi durduran frenlerimizdir adeta. Günahlarımızla kararttığımız kalbimizi tevbelerimiz ile cilalarız. “Günahından tevbe eden kimse, günahsız kimse gibidir” (İM4250 ibnMace, Zühd,30) buyuran Alemlerin Efendisi (sas)’e  kulak verir ve ümitsizliğin Müslümana yaraşmayacağını biliriz.

Allah, kullunu herkesten iyi tanır        
 Kur’an-ı Kerim’in başlangıcında, daha ilk ayetinde Rabbimiz Rahman ve Rahim oluşunu bize hatırlatır. Ve dahi müteakip diğer pek çok ayette merhametine olan vurgusu devam eder. Yarattığı kulunu herkesten ve her şeyden daha iyi tanıyan Allah (cc) bilir kulunun bir düşüp bir kalkacağını, tövbe etmezse yeis içerisinde dünyasını ahiretini bedbaht geçireceğini. O engin merhameti ile çağırır bizleri: “Kötülük işleyip bunun ardından tevbe edenler ve iman edenler; hiç şüphesiz Rabbin, bundan (tövbeden) sonra elbette bağışlayandır, esirgeyendir.” (Araf/153) 
          Melek değiliz elbet, nefis taşıyoruz her birerlerimiz. Günahsız olmamızı murad etseydi öyle yaratırdı Rabbimiz. Günahsız değil ama günaha da düşse Rabbini unutmayan, tövbe cilası ile kalbini her daim parlatan kullardan olmamızı istedi.Pişmanlığını şeytanın sesiyle susturma, geç kalmadan gel. Tövbeyle gel. Kapı açık…

 

BİR SORU BİR CEVAP
Müziğin dindeki yeri nedir?
İslam dini müzik konusunda ayrıntılı ve özel hüküm koymak yerine genel ilke ve amaçları belirlemekle yetinmiştir. Buna göre İslam’ın ilke ve esaslarına aykırı, günaha sevk eden, haramı teşvik eden müzikleri yapmak ve dinlemek günahtır. Dinimizin temel inanç, amel ve ahlak ilkelerine aykırı olmayan, haramların işlenmesine sebep olmayan müzik türlerini dinlemekte ise dinen bir sakınca yoktur.
Kur’an ve sünnette müzikle meşgul olmanın, müzik dinlemenin mutlak anlamda günah olduğunu gösteren deliller bulunmamaktadır. Aksine, Resûlullah’ın (s.a.s.), ilke olarak müziğin caiz olduğuna işaret sayılabilecek nitelikte ifadelerinin bulunduğu bilinmektedir. Nitekim o, nikâhın duyurulması için def çalınmasını öğütlemiştir (Tirmizî, Nikâh, 6). Yine bir bayram günü Hz. Âişe’nin yanında def çalıp türkü söyleyen iki cariyeye çıkışmak isteyenlere “Bırakın bu gün bayramdır” diye uyarıda bulunmuştur (Müslim, Îydeyn, 17).
Müzik yapmanın ve dinlemenin hükmünün ne olduğu konusu İslam bilginleri tarafından çokça tartışılmış, lehte ve aleyhte çok şey söylenmiştir. Tarafların ileri sürülen görüşleri, gerekçeleri ile birlikte değerlendirildiğinde müziğin mutlak anlamda yasaklanmadığı, aksine ilke olarak mubah kılındığı sonucuna ulaşılır (Bkz. Zeylaî, Tebyin, IV, 222). https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/1010/muzigin-dindeki-yeri-nedir-
 

Günün Ayeti

Şüphesiz Allah katında din İslam’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir. (Âl-i İmrân, 3/19)
 

Günün Hadisi

...Kim MÜslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu Kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır...

Günün Duası
Merhameti sonsuz biricik Rabb'imiz! Sıkıntılarımızı izale buyur ve bizi içinde bulunduğumuz gamdan, kederden kurtar.. en yakın bir zamanda biz aciz kullarına nezdinden bir ferec ve mahrec (çıkış yolu ve ferahlık) nasip eyle.