Advert

101 yıl önce doğan güneşimiz

Selanik'te, dünyaya geldiği evi ziyaret ettiğimde, 1881 yılına gitmiştim ruhen. Makedonya'nın Bitola (Manastır) şehrinde, Mustafa Kemal'in Selanik Askerî Rüştiyesini bitirdikten sonra eğitim gördüğü, Manastır Askerî Îdâdîsi'sini gezerken ise sanki o hala sınıfındaymış gibi heyecanlanmıştım. Pek çok belge ve hatıra bize Atatürk'ün, 19 Mayıs'ı, doğum günü olarak kabul ettiğini söylüyor. Doğum günün kutlu olsun Atam!

101 yıl önce doğan güneşimiz

Büşra EKİM

Nutuk, 19 Mayıs 1919 ile başlar.

Eğitimci/Yazar Hakkı Güleç ile uzun uzun konuştuk; 19 Mayıs'ın ruhunu, öncesini ve sonrasını.

Hakkı Hocamın kaleminden, 19 Mayıs'a dair önemli notlar ise şöyle;

İSTANUL'DA KALIP TUTUKLANACAĞIMA

    Atatürk şöyle der “İstanbul’dan ayrılmak üzere otomobilime bineceğim sırada Rauf bey (Rauf Orbay) yanıma gelmişti. Bineceğim vapurun izleneceğini ve beni İstanbul’da iken tutuklamadıklarına göre belki de Karadeniz’de batırılacağımı güvenilir bir yerden işitmiş onu haber verdi.

Ben, “İstanbul’ da kalıp tutuklanacağıma Karadeniz’de batıp boğulmayı tercih ederim” dedim ve yola çıktım. Kendisine de eninde sonunda İstanbul’dan çıkmak zorunda kalırsan benim yanıma gelmesini söyledim”

      Atatürk’ün Samsun’a gitmesinin iznini verenler onun ne yapacağını biliyor muydu?

Onun Samsun’a gönderilmesi bir devlet kararıdır.

     Savaş biter, 30 Ekim 1918'de koşulları oldukça ağır olan Mondros Mütarekesi ile İmparatorluk tasfiye edilir. Osmanlı Mondros’u imzalarken Mustafa  Kemal, 7. Ordunun başında Suriye'ye gözden ırak olması için gönderilmiştir.  İstanbul’a dönüşü 13 Kasım 1918'dir. O İstanbul'a girdiği anlarda 56 parça İşgal donanması da İstanbul’a yerleşmektedir.

       İşgal nedeniyle Haydarpaşa’da 3.5 saat beklemek zorunda kalır. Suriye’den Adana’ya, Adana’dan da İstanbul’a trenle gelir. Kartal istimbotu onu karşıya geçirirken, başyaveri Cevat Abbas oldukça umutsuz “paşam ne olacak?” diye sorar ve o son derece sakin, “geldikleri gibi giderler” der.

Mustafa Kemal'in Selanik'te doğduğu ev

Anadolu İşgal Planları Devrededir 

  Bu arada Karadeniz’de bulunan Rumlardan, Ermenilerden İngiliz komutanlara mesajlar gelmeye başlar. Bu mesajlar, Türkler'den bahsederken “yerli çeteler bizlere zarar veriyor, karılarımızı kızlarımızı dağa kaçırıyor tecavüz ediyor evlerimiz talan ediliyor vb” diye bahsedilir. Bu düzmece şikayetler bir işgal planıdır. İşin aslı ise tam tersidir yani Rum çeteler bölgede terör estirmektedir 

     Bunun üzerine Saraya başvurulur ve çözüm beklenir ve “buraya bir general gönderelim bu durumla ilgili gözlemlerini düzenlediği rapora göre yol haritamızı çizelim.” diye karar alınır.

        Karadeniz Bölgesine gönderilecek Türk generalin olması gereken  özellikleri nelerdir?

Öncelikle İttihat Terakki mensubu olmamalıdır. Almanlarla işbirliği yapmamış olması  ve Almanlarla sıkı işbirliği içinde hareket eden Enver Paşacı olmaması, ayrıca hem sarayın, hem de İngilizler tarafından onaylayacağı bir general olması gerekecektir.

Mustafa Kemal Paşa durumu fırsata nasıl çevirir? 

 Mustafa Kemal, böyle bir general arandığını duyunca Genelkurmaydaki arkadaşlarından kendisinin de o listeye eklenmesini ister. Genelkurmayda onu seven, güvenen ve görüştüğü devre arkadaşları vardır. 

      Mustafa Kemal Harbiye Nazırlığı (Milli savunma Bakanlığı) tarafından çağrılır ve ona verilecek görev konuşulur.

     Genel Kurmay Başkanlığına giden Mustafa Kemal, görevlerinin neler olacağını yazarlar. İşin aslı ise Mustafa Kemal kendi görev ve yetkisini kendi yazdırır. Ve o görevde  Konya ve Diyarbakır hariç olmak üzere diğer bölgelerdeki mülki ve askeri yetkililerin tümünün denetlenmesi yani müfettişlik yetkisini alır. Bu oldukça geniş bir yetkilendirmedir.

Hakkı Güleç ile

    Mustafa Kemal’in kendisine verilen bu belgede kimlerin onayı ve imzası vardır?

1- Mustafa Kemal, padişahın yaveridir, onun kordonunu taşıyan bir komutandır. Padişah ile sekiz defa görüşen Mustafa Kemal'in son görüşmesi İstanbul’dan ayrılmasından dolayıdır; padişahın onayını almıştır.

2- Genelkurmay başkanlığı, Mustafa Kemal paşayı bu göreve uygun görmüştür.

3- Harbiye nazırı onu bu göreve uygun görmüştür.

4- Başbakan yani Veziriazam Damat Ferit Paşa onaylamıştır.

5- En önemlisi de İngilizler Mustafa Kemal’e İstanbul’dan çıkışı için pasaport verir.

Mustafa Kemal İstanbul’dan ayrılmadan önce son gününde neler yaşandı?

    Mustafa Kemal, Samsuna gidinceye kadar İstanbul’da altı ay kaldığı ev, üç katlıdır. En üst katında kız kardeşi Makbule ve annesi Zübeyde Hanım oturmaktadır. Kendisi ortanca katta kalır ve birinci katta görüşmeleri olur.

     İstanbul’daki son gününe ilişkin Mustafa Kemal’in kız kardeşi Makbule, “ağabeyim göreve Anadolu’ya gideceğini söyledi ancak ne amaçla gittiği konusunda bize hiçbir şey söylemiyor. O anlarda annem hastadır,  evin en üst katındayız ve ağabeyim Mustafa Kemal Paşa son gecemizde bir yer sofrası kurdurdu, yere bağdaş kurdu, oturdu ve Ana-Oğul sabaha kadar konuştular.  Fakat annem onun gidişinin dönüşünün olamayacağını, çok zor bir görev olacağını anlamıştı.

     O sabah ağabeyim üst kattan indi ve evden çıkarken bana baktı! Hiçbir şey söylemedi ama o kadar hüzünlü bir bakıştı ki ve ben onu son kez gördüğümü anladım! Bu bir veda bakışıydı." Ve dışarı çıktığı zaman Rauf Orbay’ın geldiği an, o andır.

     Rauf Orbay yazımızın başında belirttiğimiz gibi Mustafa Kemal’i can güvenliğinin olmadığı konusunda uyarır. Rauf Orbay’ın bu istihbaratına karşılık Mustafa Kemal “artık çok geç, sen de arkamdan gel” der.

 Manastır Askerî Îdâdîsi (şimdi bir müze), anı defterine

Rauf Orbay Kimdir ve bu istihbaratı nereden almıştır?

      Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde, Kurtuluş Savaşı'nda ve Türkiye Cumhuriyeti döneminde önemli görevlerde bulunmuştur. Bahriye Nazırlığı yapmıştır ve istihbaratçı yönü vardır. Rauf Orbay Mustafa Kemal ile ilgili istihbarat bilgilerini Osmanlı Bankası Genel Müdürü, Fransız Berç Keresteciyandan almıştır.

Berç Keresteciyan, hem Osmanlı Bankası Genel Müdürüdür hem de İngiliz Komutanların kaldığı Pera Palas'ın Fransız Müdürüdür. Berç Kerestiyan ve karısı Mustafa Kemal’e birçok istihbarat gönderir yardımcı olur. Mustafa Kemal’in bir başka istihbaratçısı Sultan 2. Abdülhamit’in kız kardeşi Cemile Sultan'ın kızı Mevhibe Celalettin Hanımdır.

Yani Bugün bildiğimiz Cemile Sultan Korusunun sahibi Cemile Hanım'ın kızı Mevhibe Celalettin’dir. Ve 1952 de vefat eden Mevhibe Celalettin hatıralarında bahseder. (Ayrıca Bkz Sözcü Gazetesi Yılmaz Özdil köşe yazısı 15 Mayıs 1919 )

     Mustafa Kemal için önce onay veren İngilizler  sonrasında onu neden engellemek istediler?

Bir ünlü İngiliz İstihbarat uzmanı yüzbaşı var, adı Bennett. İngiliz İstihbaratçısı Yüzbaşı Bennett, “Mustafa Kemal ile Anadolu’ya gidecek liste önüme geldiği zaman 35 kişi vardır. Ve hepsi en seçkin kurmay subaylardır” der.

 İngiliz İstihbaratçı şüphelenmiştir ve üstlerine durumu rapor eder engellenmesini ister.  İngiliz komuta heyeti “biz padişaha onaylattık bu konu kapanmıştır” vb cevabını verir.

     Ve Bennett rahat değildir işi araştırır incelemeye alırken Mustafa Kemal bu durumun haberini alır ve hazırlanmış 18 kişi ile yola bir an önce çıkarak İngilizlerin çok da dikkatinin çekilmemesini sağlamaya çalışırlar. 35 kişilik  ekipten geri kalan 17 kişinin daha sonra da gelmesini ister. Yanlarına geri gelemeyecek şekilde karargah oluşturmak için doktorlarını ve gerekli ekibini alırlar. Ve onlar boğaz açıklarında kontrol için  İngilizler tarafından durdurulurlar.

    BİZ SİLAH DEĞİL İMAN TAŞIYORUZ

Mustafa Kemal yaveri Cevat Abbas’a “bunlar gemide ne arıyorlar?” diye sorar. Cevat Abbas “silah arıyorlar” der.  Ve Mustafa Kemal  güler “Biz silah taşımıyoruz ki biz inanç, iman ve akıl taşıyoruz” der.

     Ve yola devam ederler. İlk durak aslında Sinop’tur. Ancak o dönemde Karadeniz’in hiçbir kentinde gelişmiş bir liman yoktur. Bu durumda daha da batıya giderek daha gelişmiş Limanın olduğu Samsun’a yol alırlar. Kendilerine izin veren İngilizler yaptıkları vahim hatanın farkına varırlar. Mustafa Kemal ve arkadaşlarına yetişmek ve engellemek  için yola çıkan  İngiliz Torpido botu da Samsun Limanına gelir!

Ancak geç kalmışlardır. Durum İstanbul’a bildirilir.

 İstanbul da İngiliz komuta heyeti “Kuş Artık Uçtu ” derler  (İngiliz İstihbarat Subayı Bennettin hatıraları YKB yayınlarında da bu durum anlatılır.)

Milletin İstiklâlini, Yine Milletin Azim ve Kararı Kurtaracaktır

22 Haziran 1919'da; "Milletin İstiklâlini, Yine Milletin Azim ve Kararı Kurtaracaktır." diyerek  ihtilalci subayların imzaladığı Amasya Genelgesi ile Cumhuriyete giden yolun en önemli adımları atılır.

Amasya Genelgesi, Çanakkale’de emperyalizme karşı diriliş destanı yazan Türk ulusunun  aynı zamanda sesinin yükseldiği bir tarihi belgedir; ayağa kalkışın genelgesidir.

   Amasya Genelgesi sonrasında yapılacak olan Erzurum ve Sivas kongrelerinin 23 Nisan 1920 de açılacak TBMM nin ve 29 Ekim 1923'te kurulacak Türkiye Cumhuriyeti devletinin stratejik belgesidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün belki de hiç kimse ile paylaşamadığı milli sırrı  Cumhuriyete giden yolun ilk adımı Amasya Genelgesidir.

 
 Teslim alınmış son Osmanlı'ya imzalatılan ölüm belgesi Mondros'a karşı yazılan Amasya Genelgesi ile Kutsal Anadolu İsyanı başlatılır. 
19 Mayıs 1919'da ilk adımı atılan sürecin ardından, 21-22 Haziran'da Amasya Genelgesi ile yol haritası çizilir. 

Ve bir ölüm kalım mücadelesine dönüşen, 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Muharebesinde   “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için küçük büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her birlik, ilk durabildiği noktada tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmeye mecbur olduğunu gören birlikler, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur.” ile devam eden mücadele;

 "Ordular İlk Hedefiniz Akdenizdir İleri!" komutuyla 9 Eylül 1922'de işgalcilerin donattığı Yunan ordusu denize dökülür.

1683 yılından beri, 238 yıldır devam eden geri çekilmeyi Sakarya'da,  13 Eylül 1920'de durduran başkomutan dünya savaş tarihine geçer.

     Milli mücadelenin kazanılması ile makus (kötü) talihini yenen Türk milleti aynı zamanda  çoğunluğu Müslüman olan esir milletler için bir işaret fişeği olmuştur.


     O tarihten sonra bağımsızlık savaşları veren uluslara en çok yardım yine genç Türkiye Cumhuriyeti'nden gitmiştir. 
Sömürge imparatorluklarının sonunu getiren isyanların tetikleyicisi bağımsızlıkçı Kemalist hareketini, emperyalistler her zaman etkisizleştirme peşinde olmuşlardır. Bugün dahi bu çabalar en üst aşamalarındadır.

Yıl 1927 dir.

Ve  Gazi Mustafa Kemal Atatürk Mecliste Samsuna Çıktığı günü anlatır…

     “ 1919 yılının 19 mayısında Samsun’a çıktım ülkenin genel durumu şöyledir: Osmanlı ordusunun içinde bulunduğu grup 1. Dünya savaşında yenilmiş Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş şartları ağır bir ateş kes antlaşması imzalamış büyük savaşın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda milleti ve memleketi 1. Dünya savaşına sürükleyenler kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında oturan vahdettin soysuzlaşmış şahsını ve tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmaktadır Damat Ferit paşanın başkanlığındaki hükümet aciz haysiyetsiz ve korkaktır. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razılar.”

 Mustafa Kemal Atatürk Neden Bu kadar Öfkelidir?

    Çünkü Anadolu'da İngiliz uçaklarından beyannameler attıraranlar Kuvayı Milliyecilerin “dinsiz ve gavur” olduğunu ifade ederken, İngilizlerin ise “Müslümanların ve İslamiyet’in koruyucusu” olduğunu ifade ederler. Bu bildiriler İngilizlerin yönlendirmesi padişahın izniyle atılırlar.

      Günümüzde yaşayan Osmanlı Hanedan mensupları Atatürk ile duygu ve düşünceleri hakkında ne söyleyebiliriz?

     Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öfkesi Osmanlı hanedanı mensuplarında göremeyiz. Bazılarında kızgınlık görsek de birikmiş bir öfke yoktur. Bugün yaşayan çoğu Osmanlı hanedanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk e saygılarını belirtirlerken, Osmanlı mensuplarından bazıları ise, “bize haksızlık yapılmıştır, kadınlarımız ve çocuklarımıza daha şefkatli davranılabilirdi ama vatanı kurtarmıştır” benzeri ifadelerine tanık olmaktayız. Ve Padişahın torunu 1952 de ölen Mevhibe Celalettin’in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e milli mücadeleye olan katkılarını onun hayattayken verdiği röportajlardan da biliyoruz.

        Her şeye rağmen Mustafa Kemal’in eleştirilecek bir yönü var mıdır? 

     Mustafa Kemal’e kızacaksak tek bir nedenden dolayı kızabiliriz. O bıraksaydı  o işgalci işkenceci yağmacı Yunan Askerleri bu memleketin altını üstüne getirse o zaman görürdük hanyayı Konyayı..

     Bir de işgal görseydik tıpkı müstemleke ülkeleri Afrika’da olduğu gibi resmi dilimiz İngilizce olurdu!

         Atatürk e laf söyleyenler dönsünler Cezayir’e baksınlar Tunus’a Afrika’ya baksınlar ne dillerini, ne dinlerini ne kültürlerini koruyabilmişler midir?

         En olağan üstü zor koşulların zorluğuna rağmen başarılanlar birer mucizedir.

   Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün asker yönü, devrimci yönü bir de siyasetçi yönünden bahsedersek hangi yönü çok daha önemlidir?

      Girdiği tüm savaşları kazanan ve dünyada hem kendi ulusunun hem de mazlumların kurtuluşunu sağlayan savunmada dünyanın bir numaralı askeri stratejisti olan asker Mustafa Kemal'den bahsedersek geçmişin askeri dehaları kabul edilen  İskender,  Jul Sezar ve Napolyon çoğunluk saldırı konusunda oldukça başarılı da olsalar hiç biri nerede duracaklarını bilemediklerinden kendi sonlarına neden olmuşlardır.

    Gazi Mustafa Kemal, silah Arkadaşı Enver Paşa gibi asla hayalci olmadı. Serüvenlere kapılmadı nerede duracağını çok iyi bildi. O hiçbir zaman hayalci değil gerçekçi idi.

MUCİZELERİN ADAMIDIR O

Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı devrimlerin bir benzerini 300 yıl önce  Kuzeyde Rus Çarı Petro da yaptı. Harf devrimi, kılık kıyafet devrimi, laiklik, kadın hakları ve aklın bilimin  öne çıkmasını sağlamaya çalıştı. Avrupa’dan bilim adamlarının gelmesini sağladı bu sayede Rusya 20 dalda Nobel ödülü aldı.

        Ancak Petronun devrimleri Sosyalist devrimler kadar pratikte başarılı olamadı.  Onlar sosyalist devrimle birlikte kültür devrimlerini hayata geçirebildiler.

     Devrimci Mustafa Kemal Atatürk, 16 yy dan beri tüm gelişmeleri ıskalamış, kimliği, dili, tarihi baskılanmış ortaçağ karanlığına gömülmüş bir toplumun en çağdaş seviyeye ulaşmasını sağlayacak devrimleri büyük ölçüde hayata geçirdi.

     Şevket Süreyya Aydemir “Suyu Arayan Adam” kitabında o dönemin Anadolusunu anlatır. Tüm bulaşıcı hastalık toplumu kırıp geçirmektedir. Sıtma, verem, kolera ve sakatlıklara, körlüklere neden olan trahom hastalığından toplum harap haldedir ve en önemlisi de kapkaranlıklar içinde yaşayan kör cahillikten beslenen Ortaçağ yapılanmalarının hurafeleriyle hayattan kopmuşlardır. Osmanlı çoğunlukla yatırımlarını Rumeli'ye Balkanlara kaydırırken Anadolu toprakları Osmanlı yatırımlarından en az nasiplenen bir coğrafyadır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk sayesinde hayata geçirilen Cumhuriyet devrimlerimiz tüm dünyada Türk Mucizesi diye adlandırılır.

Ve Nutuk, Gençliğe Hitabe ile bitiyor.

Doğum gününü kutlayarak başladım, Gençliğe Hitabe ruhuyla sana söz vererek bitiriyorum Atam...

Daima fikir varlığınla ilerlemeye...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500